<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.egemenlik.com.tr/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Su tüketiminde doğru bilinen yanlışlar]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaşamın en temel kaynaklarından biri de şüphesiz ki sudur. Su, her canlının hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu vazgeçilmez bir gıdadır. O sebeple su tüketimine önem verilmesi gerektiği her seferinde hatırlatılır. Ancak denildiği gibi bol su içmek mi yoksa suyu doğru tüketmek mi önemli? Su tüketimine ilişkin dikkat çeken bilgiler veren Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Sinan Erten, “Sağlıklı bireyler susadıkça istedikleri kadar su tüketebilir. Sağlıklı bireylerin ‘bugün çok mu su içtim ya da az mı içtim’ diye endişe içinde olması gereksizdir” dedi.

EGEMENLİK - Su her canlının hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu temel gıdalardan biridir. Sağlıklı bir beden için susuz kalmak düşünülemez. Peki su tüketiminde neleri yanlış yapıyoruz? Su için öğütlenen gibi ‘günde 2,5 litre mi tüketmek’ gerekiyor? Bu ve benzeri sorulara Medicana International İzmir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Uzm. Dr. Sinan Erten açıklık getirdi. Günlük su ihtiyacının belirlenmesi noktasında dikkat edilmesi gerekenleri sıralayan Uzm. Dr. Sinan Erten, “Günlük su ihtiyacı; kişinin yaşı, vücut kitle endeksi, iklim durumu, egzersiz seviyesi gibi birçok nedenlerden dolayı farklılık göstermektedir. ‘Günde 2-3 litre su tüketilmelidir’ gibi öneriler her kişi için her zaman uygun olmayabilir. Bu konuda oluşan kafa karışıklığını azaltmak adına günlük su tüketiminin minumum değeri 500 cc yani yarım litre olduğunu akıldan çıkartmamak gerekir. Ayrıca günlük gıdalardan 800 cc ve vücuttaki kimyasal olaylardan 300 cc kadar su oluşmaktadır” sözlerini kaydetti. 

Sağlıklıysanız az su içtim diye endişelenmeyin

Vücudun su tüketimine ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Sinan Erten, “Vücudumuza aldığımız suyun vücutta dengesini sağlayan iki önemli organımız vardır. Böbrek ve beyindeki hipofiz bezidir. Böbrekler gereğinden fazla su tükettiğimizde idrar çıkışını arttırarak ya da az su tükettiğimizde idrar çıkışını azaltarak dengeyi sağlarken; Hipofiz bezi ise vücudun su miktarı azaldığında susama merkezini uyararak su içmemizi sağlamaktadır. Sonuç olarak sağlıklı bireyin bugün çok mu su içtim ya da az mı içtim diye endişe içinde olması gereksizdir” dedi. Öte yandan yaşlandıkça görme ve duyma duyularında zayıflama olduğu gibi susama hissinde de eski hassasiyetin kalmadığının görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Sinan Erten, “50 yaşından itibaren her 10 senede bir böbrek fonksiyonlarında yüzde 10 azalma görülmesi nedeniyle böbreğimizin su dengesini sağlamada eski hassasiyeti de azalır” dedi. 

Su tüketimi artırmada zarar görülmüyor

Su tüketimini artırmanın sağlıklı bireylerde herhangi bir zararı olmadığını aktaran Uzm. Dr. Sinan Erten, “Böbrek taşı olan kişilerde taşın cinsinden bağımsız olarak tekrar oluşmasını azaltarak faydalı olabilir. Yaşlı bireylerde, su tüketimi artırıldığında bazı ilaçlar hiponatremiye (sodyum düşüklüğü) yol açabilir. Bu da bilinç kaybına kadar varan nörolojik semptomların görülmesine neden olabilir. Böbrek ve kalp hastalarında su kısıtlaması gerekmez. Bu hastalarda önemli olan tuz kısıtlamasıdır. Kişi tuzlu yerse su kısıtlanması mümkün olmamakta susadıkları için çok su içerek kalp yetmezliğini tetikleyebilirler. Tuzu kısıtladığımızda su tüketimi de azalacaktır” açıklamalarını kaydetti. Ayrıca gece yatmadan önce su tüketilmesinin böbreklere bir faydası olmadığını dile getiren Uzm. Dr. Sinan Erten, “Aksine tuvalet ihtiyacı için kişinin uyanmasına ve uykunun bölünmesine neden olabilir” dedi.

Maraton koşmuyorsanız susadıkça için

Özellikle yaz aylarında terlemeyle birlikte su kaybının artığını hatırlatan Uzm. Dr. Sinan Erten, “Yaz aylarında terle su kaybı arttığı için su tüketimini artırmak, susadıkça bol su içmek gerekir. Maraton koşusu yapanlarda kayıplarını sadece su ile karşıladıklarında ciddi hiponatremi görülebilir. Maraton koşusu yapmıyorsanız susadıkça su ihtiyacını antrenman sırasında ve sonrası karşılayabilirsiniz. İdrar rengi yediğimiz ve içtiğimiz gıdalardan etkilendiğinden kesin kural olmamakla beraber, koyu sarı renk su ihtiyacının olduğunu gösterebilirken rengin açılması su ihtiyacımızın azaldığını gösterebilir. Sonuç olarak sağlıklı bireyler susadıkça istedikleri kadar su tüketebilirler. Hastalığı olanlar hastalığın şiddeti ve evresine göre su tüketimini doktorlarına danışmalarında fayda vardır” açıklamalarını yaptı.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/su-tuketiminde-dogru-bilinen-yanlislar-7609.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/su-tuketiminde-dogru-bilinen-yanlislar-7609.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/su-tuketiminde-dogru-bilinen-yanlislar-7609-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/su-tuketiminde-dogru-bilinen-yanlislar-7609.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/su-tuketiminde-dogru-bilinen-yanlislar/21148/</link>
			<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 14:32:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kalp krizi mi panik atak mı?]]></title>
			<description><![CDATA[Semptomları büyük oranda benzerlik gösteren panik atak ile kalp krizinin doğru analiz edilmesi hayati önem taşıyor. Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdi Sağcan, her iki durumda da göğüs ağrısı, çarpıntı ve ölüm korkusunun görülebildiğini ancak ağrının yayılımı ve süresi gibi faktörlerin kritik bir ayrım sunduğunu vurguladı. Özellikle ilk kez yaşanan şiddetli semptomlarda vakit kaybetmeden tıbbi destek alınması gerektiğini belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ve yoğun korku hissi hem panik atakta hem de kalp krizinde görülebilir. Bu benzerlik, hastaların ciddi bir tabloyu göz ardı etmesine ya da gereksiz kaygıya kapılmasına neden olabilir. Ancak ağrının süresi, yayılımı, eşlik eden bulgular ve kişinin risk faktörleri bu iki durumu ayırt etmede belirleyici rol oynar. Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Abdi Sağcan, göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetlerinde en sık yaşanan karmaşanın panik atak ile kalp krizi ayrımında olduğunu belirtti.

Hekim kontrolü olmadan ayırt etmek zor

“Kalp krizi mi yoksa panik atak mı?” sorusunun hekim muayenesi olmadan net şekilde ayırt edilmesinin zor olduğunu ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Panik atakta göğüste baskı, sıkışma ya da batma hissi olabilir. Kalp krizinde ise genellikle daha şiddetli bir baskı veya ezilme hissi görülür. Panik atakta hızlı ve yüzeyel nefes alma ön plandayken, kalp krizinde kişi gerçek anlamda nefes alamama hissi yaşayabilir. Panik atakta kalp hızlı atar, kalp krizinde ritim bozulabilir. Soğuk terleme her iki durumda da görülse de kalp krizinde daha ani ve yoğundur. Panik atakta ‘ölüyorum’ hissi belirgindir, kalp krizinde ise kişi fiziksel olarak kötüleştiğini hisseder” dedi. Göğüs ağrısının karakterinin ayırıcı tanıda önemli ipuçları verdiğini vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Panik atakta semptomlar genellikle stres ve kaygıyla başlar, kalp krizinde ise eforla artabilir. Panik atakta ağrı pozisyonla değişebilir, kalp krizinde ise değişmez. Yeni başlayan, 5-10 dakikadan uzun süren, sol kola, çeneye veya sırta yayılan göğüs ağrısında acil yardım istenmelidir” ifadelerini kullandı.

Belirtilere acil müdahale gerekir

Bazı bulguların acil tıbbi müdahale gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Göğüs ağrısının baskı, yanma veya sıkışma şeklinde olması ve 5-10 dakikadan uzun sürmesi, ağrının sol kola, çeneye ve sırta yayılması, soğuk terleme ve mide bulantısı ile birlikte olması durumunda kalp krizi düşünülmelidir. Gerçekten nefes alamama, dudaklarda morarma, ani ve şiddetli nefes darlığı acil değerlendirme gerektirir. Ayrıca ilk kez panik atak benzeri tablo yaşanıyorsa, 40 yaş üzerinde ortaya çıktıysa, bilinen kalp hastalığı varsa veya ataklar alışılmadık şekilde şiddetliyse mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır” dedi.

Genç yaşta görülen göğüs ağrılarının çoğu zaman ciddi nedenlere bağlı olmadığını ancak risk değerlendirmesinin yaşa göre değil, bireysel risk faktörlerine göre yapılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve aile öyküsünün değerlendirmede önemli olduğunu belirtti.

Tanı sürecinde multidisipliner yaklaşım

Panik atak ile kalp hastalığı arasındaki ilişkinin dolaylı ancak dikkat çekici olduğunu belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, panik bozukluğun toplumda yüzde 2-4 oranında görülürken kalp hastalarında bu oranın yüzde 25’e kadar çıkabildiğini söyledi. Panik atakla başvuran hastaların yaklaşık yüzde 15’inde eşlik eden kardiyak bir tablo saptanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Bu nedenle belirtileri sadece psikolojik olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. İlk değerlendirme mutlaka hekim tarafından yapılmalı, kardiyoloji ve psikiyatri birlikte süreci yönetmelidir” diye konuştu.

Tanı sürecinde EKG, troponin testi ve ritim takibi gibi temel incelemelerin yapıldığını belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulduğunu ifade etti. Kalp krizi saptandığında hızlı müdahalenin hayati olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, “Panik atak taklit eder, kalp krizi ise doğrudan zarar verir. Bu nedenle benzer belirtiler mutlaka ciddiyetle değerlendirilmelidir” dedi.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/kalp-krizi-mi-panik-atak-mi-9720.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/kalp-krizi-mi-panik-atak-mi-9720.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/kalp-krizi-mi-panik-atak-mi-9720-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/kalp-krizi-mi-panik-atak-mi-9720.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/kalp-krizi-mi-panik-atak-mi/21128/</link>
			<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 11:44:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Egepol Hastaneleri 17 yaşında ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - 2009 yılında sağlık hizmeti sunma vizyonuyla yola çıkan Egepol Hastaneleri, bugün ulaştığı güçlü sağlık altyapısı, uzman hekim kadrosu ve ileri teknoloji yatırımlarıyla hizmette 17’nci yılını kutlamanın gururunu yaşıyor.

İzmir’de başlayan sağlık yolculuğunu her yıl büyüterek sürdüren Egepol Hastaneleri; Egepol Hastanesi, Egepol Cerrahi Hastanesi ve Egepol International Hastanesi olmak üzere üç ayrı hastanesi ve yaklaşık bin kişilik sağlık kadrosuyla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri haline geldi.

17 YILDIR SAĞLIKTA GÜVEN VE TECRÜBE

Egepol Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Özgen Aytaç, hizmette geçen 17 yılın yalnızca bir zaman dilimi değil, aynı zamanda bir güven hikâyesi olduğunu belirterek şunları söyledi: “17 yıl önce çıktığımız bu yolculukta temel hedefimiz; hasta odaklı, güvenilir ve sürdürülebilir sağlık hizmeti sunmaktı. Bugün geldiğimiz noktada sadece İzmir’e değil, tüm Ege Bölgesi’ne hizmet veren güçlü bir sağlık grubuna dönüşmüş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Her geçen yıl büyüyen tecrübemiz, gelişen teknolojimiz ve uzman hekim kadromuzla halkımızın yanında olmaya devam ediyoruz.”

ULUSLARARASI STANDARTLARDA SAĞLIK HİZMETİ

Egepol International Hastanesi’nin, dünya sağlık otoriteleri tarafından kabul edilen Joint Commission International (JCI) akreditasyonuna sahip sayılı hastanelerden biri olduğunu vurgulayan Aytaç, kalite standartlarının kurum kültürünün temelini oluşturduğunu kaydetti.

YILDA 400 BİN POLİKLİNİK HİZMETİ

325 yatak kapasitesine ulaşan Egepol Hastaneleri, aynı zamanda bebek dostu hastane sertifikasıyla anne ve bebek sağlığında da önemli bir referans merkezi konumunda bulunuyor. Egepol Hastaneleri bünyesinde; onkolojik cerrahi, kalp ve damar cerrahisi, ortopedi, üroloji, beyin cerrahisi, medikal onkoloji başta olmak üzere; birçok branşta multidisipliner sağlık hizmeti sunuluyor. Üç hastanede yıllık yaklaşık 400 bin poliklinik hizmeti verildiğini belirten Egepol Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Özgen Aytaç, Ege Bölgesi’nin sağlık yükünün önemli bir bölümünü üstlendiklerini söyledi.

'EGEPOL'Ü EGE’NİN SAĞLIK MARKASI HALİNE GETİRDİK”

Dr. Aytaç sözlerini şöyle tamamladı: “Bir hastaneyi güçlü kılan yalnızca teknoloji ya da modern binalar değildir. Hastasının elini tutan hemşirenin şefkati, ameliyattan çıkan doktorun emeği ve kapıdan giren herkesi karşılayan ekip ruhudur. Egepol ailesi olarak 17 yıldır bu anlayışla çalışıyoruz. Binlerce hastamızın hayatına dokunduk. Bundan sonra da sağlıkta güvenin adresi olmaya devam edeceğiz.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/egepol-hastaneleri-17-yasinda-71.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/egepol-hastaneleri-17-yasinda-71.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/egepol-hastaneleri-17-yasinda-71-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/egepol-hastaneleri-17-yasinda-71.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/egepol-hastaneleri-17-yasinda/21091/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:50:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Akıllı lenslerle uzak, orta ve yakın mesafede görüş imkanı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Özel Sağlık Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Takeş, trifokal (üç odaklı) göz içi lenslerin, uzak, orta ve yakın mesafeyi rahat görmek isteyen hastalarda tercih edildiğini söyledi.

Akıllı lens olarak da bilinen trifokal lenslerin tüm mesafelerde görüş kolaylığı sağladığını belirten Takeş, yöntemin miyop, astigmat, hipermetrop gibi görme kusurları bulunan hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini dile getirdi.

3 odaklı trifokal lenslerin özellikle 45 yaşın üzerindeki hastalarda kullanıldığını kaydeden Op. Dr. Ömer Takeş, tüm mesafelerde büyük görüş kolaylığı sağladığına dikkat çekti.

KİŞİYE ÖZEL LENS BELİRLENİYOR

Trifokal lenslerin kişiye özel ölçümler sonucunda belirlendiğini anlatan Takeş, şu bilgileri verdi: “Özellikle yakın görme sorunu olan hastalarda kullanılan trifokal lensler ileride katarakt oluşumunu da engelliyor. Uzak, orta ve yakın mesafede gözlüğe bağımlı kalmadan görme imkanı sunuyor. Detaylı göz muayenesinin ardından çeşitli marka ve dizaynda üretilen bu lenslere kişinin göz durumuna göre karar veriyoruz. Hastanın gözüne uygun yani kişiye özel bir lens numarası saptıyoruz. Bu işlem ortalama 5 - 10 dakika kadar sürüyor. Bir gün 1 gözü diğer gün de ikinci gözü yapıyoruz. Uygun hastalara doğru lens seçimi başarıyı etkiler. Bunun için teknolojik altyapıya sahip merkezlerde detaylı testler yapılmalı, tedavinin bu konuda uzman hekimler tarafından yürütülmesi gerekmektedir.” 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-lenslerle-uzak-orta-ve-yakin-mesafede-gorus-imkani-5186.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-lenslerle-uzak-orta-ve-yakin-mesafede-gorus-imkani-5186.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-lenslerle-uzak-orta-ve-yakin-mesafede-gorus-imkani-5186-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/akilli-lenslerle-uzak-orta-ve-yakin-mesafede-gorus-imkani-5186.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/akilli-lenslerle-uzak-orta-ve-yakin-mesafede-gorus-imkani/21044/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:31:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[‘Polen’ alarmı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç, bahar aylarının gelmesiyle birlikte etkisini artıran polen alerjisine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. İzmir’in, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre Avrupa’nın hava kirliliği en yüksek 10 kentinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kılınç, polen mevsiminin hava kirliliğiyle birleşmesiyle kentte sağlık riskinin arttığını vurguladı. Polenlerin, özellikle alerjik rinit, astım, bronşit ve KOAH gibi kronik solunum hastalıkları bulunan kişilerde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Prof. Dr. Kılınç, “İzmir, polen sonucu karşılaşılabilecek hastalıklar açısından en riskli bölgelerden biri. Solunum hastalığı olanlar, ekstra dikkat etmeli ve önlem almalı” diye konuştu.

EGEMENLİK - Ülke genelinde baharın etkisini artırmasıyla birlikte özellikle alerji sorunu yaşayanlar için polen kabusu yeniden başladı. Bu dönemde, hastanelere solunum yolu şikayetleriyle başvuranların sayısında artış yaşanırken; kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin doktor kontrolünü ihmal etmemeleri, mümkün olduğunca polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları ve maske kullanmaları konusunda uyarılarda bulunuldu.

RİSK TAŞIYOR

İzmir’in, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 80-100 PPM ile Avrupa bölgesinin havası en kirli 10 şehrinden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Kılınç, “Mevcut hava kirliliği göz önüne alındığında, polen sonucu karşılaşılabilecek hastalıklar açısından İzmir en riskli bölgelerden biri. Bu nedenle İzmirliler, çok dikkatli olmalı. Nisan ayı itibarıyla haziran sonuna kadar devam edecek bir polen mevsimine girildi. Bu dönemde polenler; daha çok alerjik zemini olan ve alerjik rinit, astım gibi sağlık sorunları yaşayan hastaların şikayetlerinin artmasına sebep oluyor. Tedavisine düzenli devam edilmeyen kronik solunum yolu hastalarında ise, hastaneye yatış gerektirecek şekilde ciddi astım atakları görülebiliyor” diye konuştu.

“HAFİFE ALINMAMALI”

Polen alerjisinin hafife alınmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Kılınç, “Mevsimsel polenler, önlem alınmadığı takdirde kronik solunum yolu hastalarında ölümcül sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü polenler, alerji zemininde bağışıklık hücrelerinin anormal hareketlenmesine yol açan ciddi bir sürece sebep oluyor. Dolayısıyla bu durum, bronşlarda ciddi daralma ve bronş ödemi oluşmasına; gelişen nefes darlığı ve akciğer yetmezliği ise ölüme yol açan bir tabloya neden olabiliyor” dedi.

NASIL ÖNLEM ALINMALI?

Bu dönemi hafif atlatmak için yapılması gerekenleri de sıralayan Prof. Dr. Kılınç, şu ifadeleri kullandı: “Kişide bir şikayet oluşuyorsa mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına görünmeli. Kronik akciğer ya da kalp hastalığı gibi sağlık sorunları olan kişilerin, özellikle riskin başladığı bu dönemde kendilerini düzenli takip eden hekimlerine kontrole gitmeleri çok önemli. Yine kronik hastaların polen dönemlerinde evin dışına çok fazla çıkmamaları, mecbur kalmaları durumunda koruyucu maske ile mümkün olan en kısa süre dışarıda bulunmaları gerekiyor. Bu günlerde evler, camlar açılarak havalandırılmamalı. Çünkü dışarıdan polen girerse evin havası da kirlenmiş olur. Sigara gibi ev içi kirleticilerden uzak durulması da önemli.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alarmi-1441.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alarmi-1441.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alarmi-1441-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/04/polen-alarmi-1441.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/polen-alarmi/21026/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:06:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diş hekimleri ağız ve diş sağlığının önemine dikkat çekti]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Merkez Mahallesi Muhtarlığının katkısıyla Alevi Kültür Dernekleri Bayraklı Şubesi'ni ziyaret ederek ağız ve diş sağlığı konusunda bir sunum yaptı. 

İZDO üyesi Diş hekimleri Nurhan Çelik Demir, Faruk Demir, Ahmet Özdikmenli ve İlkay Begeç'in gerçekleştirdiği sunumda, ağız ve diş sağlığının genel vücut sağlığını da önemli ölçüde etkilediği anlatıldı. 

Diş hekimi Nurhan Çelik Demir, “Ağız ve diş sağlığı çok önemli bir konu. Herkesin kendi sağlığını koruması gerekiyor; çünkü ağız vücuda açılan giriş kapısıdır. Bütün besimler buradan vücudumuza giriyor, diş, dil, damak ve diş etleri de burada. Eğer bunların sağlığı bozulursa, vücudumuz  olumsuz etkileniyor. Ağız ve diş sağlığı yalnızca dişlerin çürümesi veya ağız kokusu gibi sorunlarla sınırlı kalmıyor. Diş eti üzerinde oluşan plaklar, çürüklere, iltihaba ve diş eti çekilmelerine neden oluyor. Bu durum da bakterilerin kana karışmasına yol açarak kalp hastalıkları, diyabet ve hamilelik süreci üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir” diye konuştu.

YILDA İKİ KERE MUAYENE OLUN

Herhangi bir diş sağlığı problemi olmasa bile yılda 2 kere rutin diş muayenesinin gerekli olduğunu da belirten Diş hekimi Nurhan Çelik Demir, özellikle çocuklara küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması gerektiğine dikkat çekti. Demir, ağız ve diş sağlığını korumanın tedavi sürecinden çok daha masrafsız ve kolay olduğunun da altını çizdi. 

Alevi Kültür Dernekleri Bayraklı Şubesi Başkanı Ali Rıza Uysal da verdikleri değerli bilgilerden ötürü İzmir Diş Hekimleri Odası diş hekimlerine ve tüm emeği geçenlere teşekkür etti.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/dis-hekimleri-agiz-ve-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti-2980.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/dis-hekimleri-agiz-ve-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti-2980.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/dis-hekimleri-agiz-ve-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti-2980-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/dis-hekimleri-agiz-ve-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti-2980.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/dis-hekimleri-agiz-ve-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti/20888/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:49:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Medikal estetikte ‘Akıllı Güzellik’ dönemi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Medikal estetik sektörü, küresel ölçekte hızla büyürken Türkiye, sunduğu hizmet kalitesi, erişilebilir fiyat avantajı ve uzman hekim altyapısıyla dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline geldi. Son yıllarda sağlık turizmi ile entegre şekilde büyüyen sektör, Türkiye’yi medikal estetik uygulamalarda dünya sıralamasında ilk 10 ülke arasına taşımış durumda. Medikal Estetikte ‘Akıllı Güzellik’ Dönemi’nin başladığı belirtilirken, sektörün doğallık, bilimsel altyapı ve teknolojik gelişmeler ekseninde yeniden şekillendiği ve Türkiye’nin bu dönüşümün merkezinde yer aldığı dikkat çekmekte.

Sektörün geldiği noktaya ilişkin değerlendirmede bulunan Dr. Hasan Silav, sürecin geldiği noktayı şu sözlerle özetledi: “Artık hedef sadece daha genç görünmek değil; daha sağlıklı, dengeli ve doğal bir şekilde yaş almak. Medikal estetikte yeni dönem, ‘akıllı güzellik’ anlayışı üzerine kuruluyor.” dedi. Silav, Türkiye’nin yalnızca uygulama sayısı ile değil, aynı zamanda teknolojik adaptasyon ve ürün çeşitliliği ile de dikkat çektiğinin de altını çizdi.

110 Milyar Dolarlık Küresel Pazar: Türkiye Stratejik Konumda

Küresel medikal estetik pazarının önümüzdeki 5 yıl içerisinde 100-110 milyar dolar büyüklüğe ulaşması beklenirken; bu büyümenin önemli bir bölümünü minimal invaziv ve hücresel tedavi odaklı uygulamalar oluşturmakta. Bu dönüşümün yaşlanmayı yavaşlatma hedefinde olduğunu vurgulayan Dr. Hasan Silav, “Medikal estetik artık yalnızca görünümü iyileştiren bir alan olmaktan çıktı. Hücresel düzeyde etki eden, sağlıklı yaş almayı destekleyen bir tedavi disiplinine dönüşüyor. Bu dönüşüm, sektörü hem bilimsel hem de ekonomik açıdan çok daha güçlü bir noktaya taşıyor.” dedi.

Erkek Hasta Sayısında Dikkat Çeken Artış

Son 10 yılda medikal estetik uygulamalara olan talep yalnızca kadınlarla sınırlı kalmazken, erkek kullanıcı oranında da ciddi bir sıçrama yaşandı. Son 5 yılda işlem yaptıran erkek sayısının katlanarak arttığı görülürken, erkek hastaların daha çok dışarıdan fark edilmeyen işlemleri tercih ettiği belirtilmekte. Dr. Silav, erkek hasta profilindeki değişimi ise şu şekilde yorumladı: “Erkek hastalar artık daha bilinçli ve seçici. Abartılı sonuçlardan uzak, dışarıdan fark edilmeyen ama daha dinç ve sağlıklı bir görünüm sağlayan uygulamaları tercih ediyorlar. Bu da sektörde doğal sonuç odaklı yeni bir standardı beraberinde getiriyor.”

Doğal Görünüm Trendi: Yeni Nesil Uygulamalar Öne Çıkıyor

Sektördeki en belirgin dönüşüm, “yapıldığı belli olan estetik” anlayışından uzaklaşılması oldu. Günümüzde hasta beklentisi; doğal, dengeli ve sağlıklı bir görünüm. Bu doğrultuda öne çıkan uygulamalar arasında:

Botulinum toksin (botoks) uygulamaları

PLLA ve PCL bazlı kolajen stimülatörleri (sıvı yüz germe)

Mezoterapi ve biyorevitalizasyon işlemleri

Enzimatik lipoliz ile bölgesel incelme yer alıyor.

Dr. Hasan Silav’a göre bu dönüşüm yalnızca hasta tercihlerini değil, üretim süreçlerini de etkilemekte: “Artık üreticiler de bu beklentiye yanıt veren ürünler geliştiriyor. Doğallık, sürdürülebilir etki ve biyouyumluluk, yeni nesil ürünlerin temel kriterleri haline geldi.”

Hücresel Tedavi ve Biyoteknolojik Ürünler Gündemde

Son dönemde medikal estetik literatüründe sıkça karşılaşılan PLLA, PCL, NAD ve ekzozom gibi kavramlar, artık yalnızca hekimlerin değil, hastaların da yakından takip ettiği teknolojiler arasında yer alırken, kavramlar üzerine de değerlendirmelerde bulunan  Dr. Silav: “Medikal estetikte biyoteknoloji temelli çözümler hızla yaygınlaşıyor. Hücre yenilenmesini destekleyen bu uygulamalar, yaşlanma karşıtı tedavilerde paradigma değişimi yaratıyor” dedi.

İp Askı Teknolojilerinde Yeni Nesil Yaklaşım

İp askı uygulamalarının da klasik lifting yaklaşımının ötesine geçerek daha spesifik çözümler sunan bir yapıya evrildiğini kaydeden Dr. Hasan Silav, artık yalnızca yüz germe değil, farklı anatomik problemlere özel geliştirilen ip teknolojilerinin de dikkat çektiğini vurguladı. Dr. Hasan Silav, bu alandaki yenilikleri şu sözlerle özetledi: “İp askı teknolojisi artık çok daha sofistike. Göz altı problemleri, şakak bölgesindeki hacim kaybı gibi spesifik alanlara yönelik özel ipler geliştiriliyor. Bu da kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımını güçlendiriyor.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/medikal-estetikte-akilli-guzellik-donemi-9311.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/medikal-estetikte-akilli-guzellik-donemi-9311.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/medikal-estetikte-akilli-guzellik-donemi-9311-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/medikal-estetikte-akilli-guzellik-donemi-9311.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/medikal-estetikte-akilli-guzellik-donemi/20825/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 11:11:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat demektir...]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya Dişhekimleri Birliği (FDI) 2026 yılı için belirlediği “Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat” teması kapsamındaki farkındalık çalışmalarıyla, kamuoyunda görünürlük kazanmayı amaçlıyor.  

20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü ile genel bir farkındalık yaratmak istediklerini belirten Türk Dişhekimleri Birliği de (TDB) toplum sağlığı için çalıştıklarını vurgulayarak konuyla ilgili bir açıklama yayınladı.

Ağız ve diş sağlığının toplumun tüm kesimlerinde anlaşılır, erişilebilir ve sürdürülebilir bir yaklaşımla ele alınmasını önemsediklerini dile getiren TDB yetkilileri, “Bu çerçevede yıl boyunca eğitim faaliyetleri ve toplumsal farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Dijital platformlar ve sosyal medya aracılığıyla koruyucu ağız ve diş sağlığına ilişkin bilimsel içerikler üreterek geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz. Yürütülen çalışmalarla, koruyucu ağız ve diş sağlığı uygulamalarının günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelmesi amaçlanmaktadır. Aynı zamanda ağız ve diş sağlığının yalnızca bireysel bir konu değil, önemli bir halk sağlığı alanı olduğu bilinciyle; ilgili kamu kurumları ve paydaşlarla iş birliği geliştirilmekte, çok yönlü ve sürdürülebilir projeler hayata geçirilmektedir” diye konuştu. 

GÜNLÜK ALIŞKANLIKLAR BELİRLEYİCİ OLUYOR

Ağız ve diş sağlığının korunmasında günlük alışkanlıkların temel unsurlar olduğuna da dikkat çeken  TDB yetkilileri, şunları söyledi: “Günde en az iki kez florürlü diş macunu ile dişlerin fırçalanması düzenli ağız bakımının temelini oluşturur. Bununla birlikte beslenme alışkanlıkları ile ağız ve diş sağlığı arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Şekerli ve asitli gıdaların sık tüketimi ağız sağlığını olumsuz etkilerken; dengeli ve sağlıklı beslenme, koruyucu ağız sağlığı uygulamalarını desteklemektedir. Ağız ve diş sağlığı yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlı değildir; bireyin psikolojik iyilik hali, özgüveni ve sosyal yaşamı üzerinde de doğrudan etkilidir. Sağlıklı bir ağız ve gülümseme yaşam kalitesini artırırken, ağız ve diş sağlığı sorunları fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir”

TDB yetkilileri son olarak, “Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat anlayışıyla toplumun tüm kesimlerini düzenli ağız bakımı alışkanlıkları edinmeye, dengeli beslenmeye ve periyodik dişhekimi kontrollerini ihmal etmemeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-demektir-8582.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-demektir-8582.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-demektir-8582-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-demektir-8582.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-demektir/20822/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 10:33:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bayramda sağlıklı beslenmenı̇n ipuçları...]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Özel Egepol Hastaneleri Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, Ramazan ayı boyunca tutulan orucun ardından gelen bayramda aşırı derecede tatlı ve yağlı gıdaları tüketmenin zararlı sonuçlara neden olabileceğini söyledi. 

Diyetisyen Cansu Kahraman, Ramazan ayında vücudun belli bir beslenme düzenine alıştığını ve bayramla birlikte aşırıya kaçmadan dengeli şekilde beslenmenin önemli olduğunu dile getirdi. 

Bayramda ölçülü beslenmek gerektiğini ifade eden Kahraman, “ Bayramda özellikle hazımsızlık, mide yanmaları ve bağırsak problemleri oldukça artmaktadır. Bunun nedeni öğün düzensizliği ve öğünlerde yağlı ve şekerli yiyeceklerin artmasıdır. Bu durumlara engel olabilmek için bayramda ölçülü ve sık aralıklarla beslenilmelidir. Oruç sonrası normal beslenme düzenine geçişte yüksek yağlı ve karbonhidrat içerem yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Bayram sabahı hafif bir kahvaltı yapmayı tercih edebilirsiniz. Peynir, yumurta gibi protein ağırlıklı ürünler yiyebilirsiniz. Yarım simit, 2 dilim ekmeğe eşdeğerdir ve ölçülü tüketmek gerekir. Kahvaltıda yeşillikler, domates, salatalık, kapya biber gibi sebzeleri tüketmek lif alımını artırır ve tok kalmada faydalı olur.Yağlı, kızarmış, hamur işi ve şekerli yiyecekler yerine meyve, çiğ kuruyemiş grubu da tok tutar ve sağlıklıdır” diye konuştu. 

TATLILARI ÖLÇÜLÜ TÜKETİN 

Ramazan Bayramında baklava gibi şerbetli tatlıların da aşırıya kaçmadan tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Cansu Kahraman sözlerini şöyle sürdürdü: “Günde 1 veya 2 porsiyon tatlının fazlasından kaçının. Ara öğün olarak sarma, yoğurt veya bir dilim börek yenebilir. Çikolata yerine hurma, kuru incir, ceviz ikramlık olarak yenebilir. Aşırı ısrara karşı kibarca hayır demeyi bilmek gerekir. Akşam yemeğine çorba ile başlanmalıdır. Çorba daha tok kalmanıza yardımcı olur. Et yemeği, sebze yemeğinin yanına yoğurt ve yeşillikli salata tercih edin. Pirinç pilavı yerine bulgur daha doğru bir seçenek olacaktır. Eğer mutlaka tatlı yemek istenirse sütlü tatlıyı tercih edebilirsiniz. Yoğun tatlı tüketimi su ihtiyacını da artırır. Bu nedenle bol su tüketmeye de dikkat edin. Tatlı veya hamur işi tüketmek tamamen yasak elbette değil; ancak ölçülü tüketim genel sağlığımız için önemlidir. Akşam yemekten 1 buçuk 2 saat sonra yürüyüş yapmak da hazımsızlık şikayeti yaşamamanız için faydalı olacaktır.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-saglikli-beslenmeni-n-ipuclari-9869.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-saglikli-beslenmeni-n-ipuclari-9869.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-saglikli-beslenmeni-n-ipuclari-9869-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/bayramda-saglikli-beslenmeni-n-ipuclari-9869.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/bayramda-saglikli-beslenmeni-n-ipuclari/20821/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 10:27:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Endokrin cerrahisinde teknolojik gelişmeler avantaj sağlıyor]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Özel Sağlık Hastanesi Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özer Makay, Endokrin cerrahisinde yaşanan teknolojik gelişmeler ışığında gelişen robotik cerrahi ile birlikte operasyon başarısının da arttığını söyledi. 

Günümüzde tıp alanının geldiği en son nokta olarak kabul edilen robotik cerrahinin kullanım alanının yaygınlaştığını dile getiren Prof. Dr. Özer Makay, tamamen cerrahın kontrolüyle kumanda edilen robotik kollar ve görüntüleme sisteminin büyük avantaj sağladığını ifade etti.  

Prof. Dr. Makay, "Teknolojik gelişme bir inovasyon sürecidir. Tarihsel açıdan endüstrinin gelişimi gibi cerrahinin de bir devinimi bulunuyor. Eskiden insanlarda büyük kesili ve çok dikişli operasyonlar daha önemliymiş gibi bir algı vardı. Artık cerrahlar gelişen teknolojiyle birlikte birinci dönemde yaptıkları bu ameliyatları artık daha küçük kesilerle yapabilir miyiz diyerek kapalı ameliyatlar geliştirdi. Bu süreçle birlikte önemli deneyimler elde edildi. Endokrin cerrahisi de bu gelişmelerden nasibini aldı. Tiroid, paratiroid ve böbrek üstü bezlerine ait hastalıklarda daha başarılı tedaviler uygulanmaya başlandı.  Bu sürecin akabinde robotik cerrahi teknolojisi geldi. Buna artık tıp alanında kullanılan son nokta diyebiliriz. Şu anda tıpkı oyun konsollarındaki nesiller gibi, gelişen robotik cerrahi neslinin sonunucusu kullanıyoruz. Robotik cerrahide ameliyatı yapan aslında robot değildir. Ameliyatı yapan cerrahtır ve robotik teknolojiyi kullanır. Bu 4 ana üniteden oluşan bir sistemdir. Bu sistemin kalbi cerrah konsoludur; sistemin beyni ise ortaklaşa hem cerrah hem de robotik cerrahi kollarıdır. Otomasyon sistemiyle kontrol edilen bu teknolojide yapay zeka bulunmuyor; bütün kontrolü cerrah gerçekleştiriyor” bilgisini verdi. 

AVANTAJ SAĞLIYOR

Robotik cerrahinin hem hekime hem de hastalara bir çok avantaj sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Özer Makay, şöyle devam etti: “Endokrin cerrahisi tiroid, paratiroid ve böbrek üstü bezlerin hastalıkları ve ameliyatlarına konsantre olan bir cerrahi türdür. Her bezin kendine göre bir görevi veya hastalıkları bulunuyor. Bu hastalıkların türüne göre cerrahi bir takım seçenekler bulunuyor. Geleneksel kapalı ameliyatlar şu an için 2 boyutlu olarak yapılıyor. Robotik cerrahi hekimlere, 3 boyutlu görüntü ile ameliyat yapma olanağı sağlıyor. Esnek ve kıvrak kollarla daha dar, derin ve titizlikle ameliyat gerektiren müdahaleleri yapabiliyoruz. Robotik cerrahi, kapalı cerrahinin sağladığı bütün avantajları da beraberinde getiriyor. Hastanın vücudunda daha az travmaya neden olduğu için hem kan kaybını en aza indiriyor hem de iyileşme süresini kısaltıyor.”

İZSİZ TİROİD AMELİYATI TERCİH EDİLİYOR

Tiroid bezinin vücudun bütün sistemleri ve organların gelişimi üzerinde etkili olduğunu kaydeden Makay, “Tiroid boğazın ön tarafında yer alır; kalkan bezi olarak da adlandırılır. Tiroid bezi hızlı veya az çalışıyor olabilir. Hızlı çalıştığı durumlarda, hastada ellerde titreme, sıcak basması, kilo kaybı, ishal, sinirlilik gibi durumlar ortaya çıkabilir. Az çalıştığı durumlarda ise halsizlik bitkinlik saç dökülmesi, cilt parlaklığının azalması, kabızlık ve unutkanlık gibi durumlar ortala çıkabilir. Açık Tiroid ameliyatı, bugüne kadar boynun ön tarafında gözle görülür yerden kesi ile yapılıyordu.  Artık iz bırakmamak için, ameliyatı alt dudaktan girerek, endoskopik cihaz kullanılarak oluşturulan 3 tünel aracılığıyla yapıyoruz. Tiroid hastalıkları %70 - 80 oranında kadınlarda görülüyor. Kadın hastalar, iz oluşmadığı için kozmetik nedenlerle izsiz tiroid ameliyatını daha çok tercih ediyor. Her tiroid bezindeki problem bu ameliyata uygun olmayabiliyor. Bu konuda mutlaka uzman hekim görüşüne başvurmalısınız” ifadelerini kullandı. 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/endokrin-cerrahisinde-teknolojik-gelismeler-avantaj-sagliyor-5353.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/endokrin-cerrahisinde-teknolojik-gelismeler-avantaj-sagliyor-5353.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/endokrin-cerrahisinde-teknolojik-gelismeler-avantaj-sagliyor-5353-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/03/endokrin-cerrahisinde-teknolojik-gelismeler-avantaj-sagliyor-5353.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/endokrin-cerrahisinde-teknolojik-gelismeler-avantaj-sagliyor/20765/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 11:49:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ünlü oyuncu Doğa Rutkay hekimlerle buluştu]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Rahim Ağzı Farkındalık Ayı kapsamında toplum bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Medicana Sağlık Grubu, bu kez Çeşme Tıp Merkezi aracılığıyla farkındalık mesajı verdi. Çeşme Boyalık Beach Hotel & Spa ev sahipliğinde düzenlenen etkinlikte Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Sabırlı ve Medikal Onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Murat Keser, rahim ağzı kanseri, HPV aşısı ve pap smear testinin önemi hakkında bilgi verdi. Hafızalara kazınan etkinliğin moderatörlüğünü ise sevilen oyuncu Doğa Rutkay üstlendi.

EGEMENLİK - Her yıl binlerce kadının hayatını etkileyen rahim ağzı kanseri, doğru tarama ve aşı programlarıyla büyük oranda önlenebiliyor. Bu önemli başlık, Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Çeşme’de düzenlenen özel bir söyleşide uzman hekimler tarafından tüm yönleriyle değerlendirildi. Medicana Çeşme Tıp Merkezi tarafından, Boyalık Beach Hotel & Spa ev sahipliğinde rahim ağzı kanserine karşı alınabilecek önlemler alanında uzman hekimlerce masaya yatırıldı. Moderatörlüğünü sevilen oyuncu Doğa Rutkay’ın yaptığı söyleşide Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Sabırlı ve Medikal Onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Murat Keser, rahim ağzı kanserine ilişkin hem bilgi verdi hem de akıllardaki soru işaretlerini giderdi. 

Erken tanıda tedavi başarısı artıyor

Söyleşide rahim ağzı kanserinin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğu vurgulandı. Düzenli smear testleri ve HPV taramalarının erken tanıdaki hayati rolüne dikkat çekildi. Uzmanlar, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunu belirtti. Kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemesi gerektiği ifade edildi.

HPV’nin yalnızca kadınları değil, erkekleri de etkileyebilen yaygın bir virüs olduğu aktarıldı. Bulaş yolları, risk faktörleri ve korunma yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. HPV aşısının koruyuculuğu da ele alınan önemli başlıklar arasında yer aldı. Aşının 9–14 yaş aralığında iki doz olarak uygulanması öneriliyor. Daha ileri yaş gruplarında ise üç dozluk program tercih ediliyor. Uzmanlar, aşının hem kadınlar hem de erkekler için koruyucu olduğunu vurguladı. Toplum bağışıklığı için aşılama bilincinin yaygınlaşmasının önemine dikkat çekildi.

HPV teşhisi sonrası izlem süreci ve tedavi seçenekleri de değerlendirildi. Erken müdahale ile vakaların büyük bölümünün kontrol altına alınabildiği belirtildi. Modern tedavi yöntemleri sayesinde hastaların günlük yaşamlarını büyük ölçüde sürdürebildiği ifade edildi. Tedavi sürecinde psikolojik destek ve düzenli takibin önemi özellikle vurgulandı.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/unlu-oyuncu-doga-rutkay-hekimlerle-bulustu-5739.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/unlu-oyuncu-doga-rutkay-hekimlerle-bulustu-5739.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/unlu-oyuncu-doga-rutkay-hekimlerle-bulustu-5739-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/unlu-oyuncu-doga-rutkay-hekimlerle-bulustu-5739.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/unlu-oyuncu-doga-rutkay-hekimlerle-bulustu/20661/</link>
			<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 11:53:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ağrısız yöntemle burun eğriliği tedavisi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Gelişen teknoloji ile birlikte operasyonların başarısının da arttığını belirten  Özel Sağlık Hastanesi KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Uğur Elçi, Endoskopik Septoplasti yöntemiyle ağrısız, tamponsuz, kesi yeri olmadan burun ameliyatı yapıldığını söyledi. 

Op. Dr. Uğur Elçi, Endoskopik Septoplasti cerrahi yöntemiyle burundan nefes almayı etkileyen ve toplumda en sık görülen sorun olarak karşımıza gelen rahatsızlık burun orta duvarındaki eğriliklerin tedavisinin gerçekleştirildiğini  ifade etti. 

CERRAHİ MÜDAHALE İLE TEDAVİ EDİLİYOR

Burun içindeki kemik-kıkırdak kaynaklı tıkanıklıklarının neden olduğu bu rahatsızlığın ve bu tip sorunların çözümü için cerrahi yöntemlere başvurulduğunu dile getiren Op. Dr. Uğur Elçi, şu bilgileri verdi: “KBB pratiğinde çok görülen bu sorunun giderilmesinde kullanılan teknikler çok uzun yıllardan beri başarı ile uygulanmaktadır. Burun içi muayenesinde, sınırlı yapı ve bölgelerdeki septum deviasyonlarının giderilmesi gereksinimleri zaman içerisinde septuma yönelik yeni ve sınırlı bir tekniğin tanımlanmasına yol açmıştır. Endoskopik sinüs cerrahisine benzer bir metod ile uygulanabilen endoskopik septoplasti, seçilmiş vakalarda operasyonu kolaylaştırmakta ve operasyon sonrası oluşabilecek olumsuzlukları da azaltmaktadır. Tarafımızdan yıllardır uygun olgularda uygulanmakta olan bu teknik, görsel kolaylığı nedeniyle son yıllarda çok fazla hastada kullanılabilir olmuştur"

İZ BIRAKMADAN TAMAMLANIYOR

Operasyonun iz bırakmadan başarıyla tamamlandığını dile getiren Op. Dr. Elçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Endoskopik Septoplasti ameliyatı sonrasında gerekirse konulan silikon genelde 2 veya 3'üncü gün çıkarılabilir. Operasyondan 2 gün sonra hasta banyo yapabilir. Bu operasyon sonrasında gerektiyse yerleştirilen silikonlar haricinde dikiş alımı yoktur. Ancak doktorunuzun belirlediği sürelerde kontrole gitmeniz gerekir. Ameliyat sonrası ağır işte çalışmayanlar 3 gün sonra işlerine başlayabilirler. Ağır işte çalışanların ise 3-5 gün dinlenmesi ve sonrasında işe başlaması önerilir. Bu tarz ameliyatlardan sonra dikkatli olunmazsa enfeksiyon riski ortaya çıkabilir. Burunda birkaç hafta süren bir hissizlik oluşabilir ancak bu ciddi bir durum değildir, sonrasında geçer. Ayrıca hastalar burun ameliyatı sonrasında 2 hafta süreyle tütün ürünlerini kullanmamalı, dumanına maruz kalmamalı; burnuna darbe almamaya özen göstermelidir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agrisiz-yontemle-burun-egriligi-tedavisi-1271.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agrisiz-yontemle-burun-egriligi-tedavisi-1271.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agrisiz-yontemle-burun-egriligi-tedavisi-1271-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agrisiz-yontemle-burun-egriligi-tedavisi-1271.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/agrisiz-yontemle-burun-egriligi-tedavisi/20634/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 12:45:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Göz kapağı estetiği ile sağlıklı ve genç görünmek mümkün]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Göz kapaklarımız , yüzümüzde olduğumuzdan daha yaşlı görünmemize sebep olan bölgelerin başında geldiğine dikkat çeken Özel İzmir Egepol Hastanesi Göz Hastalıkları ve Sağlığı uzmanı Op. Dr. Emrah Mat, göz kapağı ve çevresi estetiği hakkında bilgi verdi.

Göz kapaklarının, göz fonksiyonlarının ve sağlığının korunmasında önemli görevleri olduğu gibi;vücudumuzda ilk fark edilen ve estetik görünümüde katkı sağlayan en önemli bölgelerden biri de  olduğunu söyleyen Mat, göz kapaklarımızda zamanla  yaşlanma ve çevresel etmenlere bağlı estetik olarak kabulü zor bir görünümle karşılaşabilmekteyiz.

Göz kapaklarında yaşlanmaya bağlı meydana gelen deformasyonunun ,kişiyi olduğundan daha yaşlı ve yorgun gösterdiğini kaydeden Op. Dr. Emrah Mat, “İnsan yüzünde ortaya çıkan yaşlanma belirtilerinin ilk olarak ve en belirgin şekilde göz kapaklarında ortaya çıkar. Zamana bağlı olarak meydana gelen çeşitli olumsuz etkiler ve diğer çevresel faktörler ile yaşlanmanın belirtileri, kişide, genellikle orta yaş dönemi ve bu dönemi takip eden süreçte, yüzde ve öncelikle göz çevresinde çeşitli kırışıklık, cilt sarkmaları ve torbalanmalar şeklinde ortaya çıkar. Bazı durumlarda ise bu etkiler kişide orta yaşın altındaki daha genç yaşlarda dahi görülebilir. Alt ve üst göz kapağı sarkma ve torbalanmaları ,kişiyi olduğundan daha yaşlı ve yorgun göstermekte, sahip olunan canlı ve dinamik duruşu da ortadan kaldırmaktadır” ifadelerini kullandı.

ETKİLİ BİR TEDAVİ YÖNTEMİ

Göz kapağı estetiğinin bu konuda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Op. Dr. Emrah Mat, “Göz kapağı estetiği ameliyatı (Blefaroplasti) alt ve üst göz kapaklarındaki fazla olan kas ve deri dokusunun çıkarılmasıyla dokulara destek olan göz çevresinin gerginleştirilmesi işlemidir. Bu cerrahi işlem esnasında kişinin üst göz kapağı ya da alt göz kapağında ortaya çıkan deri fazlalıklarının, torbalanmaların,ciltte görülen sarkma ve torbalanmaların, derin çizgi ve kırışıklıkların düzeltilmesi mümkündür. Ayrıca aynı anda torbalanmalara neden olan yağ dokusunu kullanarak yanak bölgesi dolgunlaştırılanileceği gibi orta yüz bölgesinde sınırlı ,bir germe elde edilebilmektedir.Göz kapağı estetiği ağrılı bir süreç değildir. 3-4 gün içinde hızlıca iyileşir. Hastaların uzun süre sosyal hayatından kopmasına gerek yoktur. Ameliyat lokal da yapılsa, sedasyon anestezi altında da yapılsa hasta sağlık değerleri uygun olduğu takdirde aynı gün taburcu olmaktadır” diye konuştu.

KAŞ VE GÖZ ESTETİĞİ BİR ARADA YAPILABİLİYOR

Ameliyat sonraki süreçlerin de önemli olduğuna dikkat çeken Egepol Hastanesi Göz Hastalıkları ve Sağlığı uzmanı Op. Dr. Emrah Mat, sözlerine şöyle devam etti: “Hastalarımızın göz kapağı estetiği ameliyatı sonrasında dikişlerini genellikle ilk hafta almaktayız. Sigara içmeyen hastaların iyileşme süreci, sigara içen hastalara oranla her zaman daha hızlı gerçekleşir. İz konusunda da sigara içmeyen hastalar her zaman daha şanslıdır. Göz kapağı estetiği, ihtiyaç olan hastalarda kaş kaldırma ameliyatı ile kombine olarak da yapılabilir. Kaşların pozisyonu uzun dönem hasta memnuniyeti açısından çok önemli bir ayrıntıdır. Kaşlar seviyesini düşük olduğu durumlarda ,sadece üst göz kapağı ameliyatı yapılması yeterli olmayacaktır. Kaş kaldırma işlemini göz kapağı ameliyatının iyileşme sürecini uzatmayacaktır. Yapılan her iki uygulama da eş zamanlı olarak iyileşme gösterecektir ve istenen görünüme ulaşılmasında katkıda bulunacaktır.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun-7569.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun-7569.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun-7569-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun-7569.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun/20633/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 12:40:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ağız sağlığı: Çocuklarda bağışıklığın savunma hattı]]></title>
			<description><![CDATA[Ağız sağlığı çoğu zaman yalnızca çürüklerle ilişkilendirilse de uzmanlara göre mesele bundan çok daha kapsamlı. “Ağız, milyarlarca mikroorganizmanın yaşadığı canlı ve dinamik bir ekosistemdir” diyen Medicana Sağlık Grubu Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Uzm. Dt. Betül Bostan, bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını oluşturan ağızdaki mikrobiyal dengenin yalnızca lokal değil, sistemik etkiler de yaratabildiğini vurguladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Medicana International İzmir Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Uzm. Dt. Betül Bostan, ağız mikrobiyotasının önemine dikkat çekerek, “Ağız sağlığı denildiğinde çoğumuzun aklına çürükler gelir. Oysa ağız yalnızca dişlerden ibaret değildir. İçinde milyarlarca mikroorganizmanın yaşadığı, hassas dengeler üzerine kurulu bir ekosistemdir. Bu ekosisteme ağız mikrobiyotası ya da ağız florası diyoruz. Ağız, sindirim sisteminin başlangıcı ve bağışıklık sisteminin ilk savunma hattıdır. Bu nedenle burada oluşan mikrobiyal denge tüm vücudu etkileyebilir. Ağızda bulunan mikroorganizmaların büyük bölümü yararlıdır; zararlı bakterilerin çoğalmasını engeller ve bağışıklık sistemini adeta eğitir. Sağlıklı bir ağız florası, güçlü bir bağışıklık yanıtının temel taşlarından biridir” ifadelerini kullandı. 

Floradaki bozulma sadece çürükle sınırlı değil

Ağız florasındaki dengenin bozulmasının yalnızca çürük ve diş eti hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını belirten Uzm. Dt. Betül Bostan, “Ağız florasındaki dengenin bozulması, çürükler ve diş eti hastalıklarıyla sonuçlanabilir. Ancak etkisi bununla sınırlı değildir. Bilimsel çalışmalar; ağız sağlığındaki bozulmaların kalp-damar hastalıkları, diyabet kontrolü, solunum yolu enfeksiyonları ve erken doğum riskiyle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Ağız içindeki kronik inflamasyon, tüm vücudu etkileyebilen bir inflamatuar yük oluşturabilir” dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün ağız sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını hatırlayan Uzm. Dt. Betül Bostan, “Ağız hastalıklarının dünya çapında en yaygın kronik hastalıklar arasında yer aldığı belirtilmektedir. Yani ağız, vücuttan bağımsız değildir; sistemik sağlığın bir parçasıdır” diye konuştu.

Çocukluk dönemi mikrobiyota açısından oldukça kritik

Çocuklarda ağız mikrobiyotasının daha hassas olduğuna dikkat çeken Uzm. Dt. Betül Bostan, erken dönemdeki alışkanlıkların uzun vadeli etkileri olabildiğine dikkat çekti. Uzm. Dt. Betül Bostan, sözlerine şöyle devam etti: “Çocukluk dönemi ağız mikrobiyotası açısından en hassas dönemdir. Doğumdan itibaren bakteriyel kolonizasyon başlar ve özellikle ilk yıllarda bu denge şekillenir. Bağışıklık sistemi henüz gelişim aşamasındadır; ağız florası daha kırılgandır. Bu dönemde sık ve kontrolsüz şeker tüketimi, gece beslenmesi sonrası temizlik yapılmaması, gereksiz antibiyotik kullanımı ve yetersiz ağız hijyeni mikrobiyal dengeyi bozabilir. Erken dönemde oluşan bu bozulmalar yalnızca süt dişlerini etkilemez. İlerleyen yaşlarda artmış çürük riski, kronik diş eti problemleri ve inflamatuar yatkınlıkla ilişkilendirilmektedir. Çocuklukta ağız sağlığına gösterilen özen, aslında gelecekteki genel sağlığa yapılan yatırımdır.”

Antibiyotik kullanımı flora dengesini bozabilir

Antibiyotik kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve ağız hijyeninin ağız florası üzerindeki etkilerine de değinen Uzm. Dt. Betül Bostan şu açıklamalarda bulundu: “Antibiyotikler gerekli durumlarda hayat kurtarıcıdır; ancak gereksiz ve sık kullanım faydalı bakterileri de azaltarak ağız florasının dengesini bozabilir. Beslenmede özellikle şeker tüketiminin sıklığı, miktarından daha belirleyicidir. Gün içinde tekrarlayan şeker maruziyeti zararlı bakterilerin baskın hale gelmesine yol açar. Dengeli beslenme ve düzenli ağız bakımı ise koruyucu etki sağlar. Ailelerin ilk dişten itibaren düzenli fırçalama alışkanlığı kazandırması, yaşa uygun miktarda florürlü diş macunu kullanması, şeker tüketimini sıklık açısından azaltması, gece beslenmesi sonrası mutlaka temizlik yapması, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınması ve düzenli diş hekimi kontrollerini aksatmaması önemlidir. Burada amaç ağız içini steril hale getirmek değildir; sağlıklı mikrobiyal dengeyi korumaktır.”

Uzm. Dt. Betül Bostan, ağız sağlığının yalnızca estetik bir konu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Sağlıklı bir ağız florası; güçlü bir bağışıklığın, dengeli bir inflamasyon yanıtının ve sağlıklı bir bedenin temelidir. Ağız sağlığı, genel sağlığın başlangıç noktasıdır” dedi. 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agiz-sagligi-cocuklarda-bagisikligin-savunma-hatti-2761.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agiz-sagligi-cocuklarda-bagisikligin-savunma-hatti-2761.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agiz-sagligi-cocuklarda-bagisikligin-savunma-hatti-2761-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/agiz-sagligi-cocuklarda-bagisikligin-savunma-hatti-2761.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/agiz-sagligi-cocuklarda-bagisikligin-savunma-hatti/20631/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 12:12:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ramazana hazırlıksız yakalanmayın]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ramazan ayı; öğün saatlerinin değişmesi, uzun süreli açlık ve uyku düzenindeki farklılaşmalar nedeniyle vücutta önemli fizyolojik adaptasyonlar gerektiren özel bir dönem olarak öne çıkıyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’den Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan ayının daha sağlıklı ve dengeli geçirilebilmesi için beslenme ve yaşam tarzı düzenlemelerinin en az 2–3 hafta öncesinden planlanması gerektiğine dikkat çekti. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, “Bilimsel çalışmalar, metabolizmasını hazırlamadan oruç tutmaya başlayan bireylerde kan şekeri dalgalanmaları, sindirim sistemi problemleri, baş ağrısı, halsizlik ve bilişsel performans düşüşünün daha sık görülebildiğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

EGEMENLİK - Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, Ramazan öncesi hazırlığın metabolizmanın açlık süresine uyum sağlaması açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. “Ramazan ayı yalnızca öğün saatlerinin değiştiği bir dönem değil; aynı zamanda vücudun enerji kullanım biçiminin yeniden düzenlendiği fizyolojik bir adaptasyon sürecidir” diyen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, “Bu sürece hazırlıksız girildiğinde kan şekeri dalgalanmaları, sindirim sistemi sorunları, gün içinde belirgin halsizlik ve dikkat azalması gibi etkiler daha sık görülebilir. Oysa beslenme düzeninde yapılacak küçük ama planlı değişiklikler sayesinde metabolizma uzun süreli açlığa daha rahat uyum sağlayabilir ve bireyler Ramazan ayını çok daha konforlu geçirebilir” diye konuştu. Gün içinde sık atıştırmaya alışkın bireylerde ramazan ile birlikte ani öğün değişiklikleri metabolik stresi artırabileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, düzensiz beslenmenin insülin duyarlılığını olumsuz etkileyerek açlık–tokluk mekanizmasını bozabileceğini belirtti.

Öğün düzenlemesi, metabolik adaptasyonu kolaylaştırır

Uzm. Dyt. Mısra Aydın, öğün planlamasının ramazan öncesi dönemin en önemli adımlarından biri olduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: “Gün boyunca kontrolsüz atıştırmak yerine ana öğünleri yapılandırmak, metabolizmanın ritmini düzenler. Öğün sayısını kademeli olarak azaltmak, geç saatlerde ağır ve yağlı yemeklerden kaçınmak ve akşam yemeklerini daha erken saatlere çekmek sindirim sisteminin yükünü hafifletir. Bu sayede Ramazan’da iftar sonrası sık karşılaşılan şişkinlik, mide yanması ve hazımsızlık gibi sorunların önüne geçmek mümkün olabilir.”

Uzun süreli açlık dönemlerinde kan şekerinin dengede kalmasının, hem fiziksel hem de zihinsel performans açısından büyük önem taşıdığına değinen Uzm. Dr. Mısra Aydın, düşük ve orta glisemik indeksli besinlerin, daha uzun süre tokluk sağlayarak ani açlık ataklarının önlenmesine yardımcı olduğuna dikkat çekti. 

Şeker ve un tüketimine dikkat edilmeli 

Uzm. Dyt. Mısra Aydın, ramazan öncesi beslenmede tam tahıllar, kuru baklagiller, sebzeler, yeterli protein ve sağlıklı yağ kaynaklarının önceliklendirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Rafine şeker ve beyaz un içeren besinlerin aşırı tüketimi kan şekerinde ani yükselme ve düşüşlere neden olabilir. Bu dalgalanmalar gün içinde yorgunluk, sinirlilik ve konsantrasyon güçlüğü olarak kendini gösterebilir. Dengeli bir makro besin dağılımı ise hem tokluk süresini uzatır hem de metabolik dengeyi destekler” diye konuştu. Yoğun çay ve kahve tüketimi olan bireylerde oruç tutarken görülen baş ağrısı ve halsizlik şikâyetlerinin önemli bir bölümünün kafein yoksunluğu ile ilişkilendirildiğini söyleyen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, kafeinin ani kesilmesinin yorgunluk ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabileceğini de ifade etti. Bu noktada kafein tüketiminin kademeli azaltımının önemine dikkat çeken Uzm. Dyt. Mısra Aydın, şöyle konuştu: “Oruç tutmaya başlamadan hemen önce kafeini tamamen kesmek yerine tüketimi aşamalı olarak azaltmak, vücudun bu değişime daha rahat uyum sağlamasına yardımcı olur. Aynı yaklaşım ilave şeker tüketimi için de geçerlidir. Tatlı isteğini dengelemek ve enerji dalgalanmalarını önlemek adına daha doğal ve kompleks karbonhidrat kaynaklarına yönelmek adaptasyon sürecini kolaylaştırır.”

Su tüketimi alışkanlığa dönüştürülmeli

Sıvı tüketiminin iftar ve sahur arasına sıkışmasının dehidratasyon riskini artırabildiğini kaydeden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, sözlerine şöyle devam etti: “Yetersiz su alımı baş ağrısı, kabızlık, kas krampları ve bilişsel performans düşüşü ile ilişkilendiriliyor. Bu yüzden düzenli su içmek, alışkanlık haline getirilmeli. Çünkü gün içine yayılan yeterli sıvı tüketimi yalnızca fiziksel dayanıklılığı değil, aynı zamanda zihinsel performansı da destekler. Susamayı beklemeden su içmek, Ramazan döneminde de oluşabilecek sıvı açığını yönetmeyi kolaylaştırır ve genel sağlık durumunun korunmasına katkı sağlar. Ayrıca lif yönünden zengin beslenme ve probiyotik tüketimi sindirim sisteminin ramazan sürecine adaptasyonunu kolaylaştırıyor. Güncel çalışmalar, sağlıklı bir bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, inflamasyon kontrolü ve metabolik denge üzerinde belirleyici rol oynadığını gösteriyor. Sebze, meyve, tam tahıllar ve yoğurt ile kefir gibi fermente besinlerin düzenli tüketilmesi bağırsak hareketlerini destekler ve sindirim konforunu artırır. Güçlü bir mikrobiyota yalnızca sindirim sağlığı için değil, genel metabolik denge için de önemli bir temel oluşturur.”

Kronik hastalıkları olanlar dikkat!

Bazı kronik hastalıklara sahip bireylerin mutlaka uzman kontrolünden geçmesi gerektiğini hatırlatan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, “Diyabetli bireylerde uzun süreli açlık hipoglisemi ve hiperglisemi riskini artırabilir. Bu nedenle beslenme planı hekim ve diyetisyen kontrolünde oluşturulmalı, kan şekeri takibi aksatılmamalıdır. Hipertansiyon ve kalp-damar hastalarında ise yetersiz sıvı alımı tansiyon dengesini bozabilir; tuz tüketimi sınırlandırılmalı ve iftar sonrası aşırı besin tüketiminden kaçınılmalıdır” diye konuştu. Tiroid hastalarının da ilaç saatlerinin değişebileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Mısra Aydın, “İlaç kullanımı ve beslenme düzeni mutlaka uzman kontrolünde planlanmalıdır” dedi.

Uzm. Dyt. Mısra Aydın, oruca hazırlanmanın yalnızca aç kalmaya alışmak anlamına gelmediğini belirterek, “Bu dönem; bilimsel temelli beslenme, yeterli sıvı alımı, düzenli uyku ve bireysel sağlık durumunu gözeten bütüncül bir yaklaşımla desteklenmelidir. Ramazan öncesinde yapılacak bilinçli ve planlı değişiklikler, sürecin daha sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir şekilde geçirilmesine yardımcı olur” ifadelerini kullandı. 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/ramazana-hazirliksiz-yakalanmayin-1049.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/ramazana-hazirliksiz-yakalanmayin-1049.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/ramazana-hazirliksiz-yakalanmayin-1049-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/ramazana-hazirliksiz-yakalanmayin-1049.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/ramazana-hazirliksiz-yakalanmayin/20535/</link>
			<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 14:03:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanserle savaşı kazandı, umudu yüzlere taşıdı]]></title>
			<description><![CDATA[Medicana International İzmir Hastanesi, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde hastalara moral olmak ve kansere karşı farkındalığın artmasını sağlamak amacıyla “Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar” başlıklı etkinlik düzenledi. 2023 yılında meme kanseri teşhisi almış ve bu süreçte en büyük motivasyonu makyaj yaparak bulan makyaj sanatçısı Deniz Aksu, hem kendi yaşadıklarını anlattı hem de kansere karşı mücadele veren hastalara moral aşıladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - 4 Şubat Dünya Kanser Günü, kanserle mücadelede farkındalık oluşturmak, önlenebilir risklere dikkat çekmek ve erken tanının hayat kurtarıcı rolünü vurgulamak amacıyla her yıl tüm dünyada anılıyor. Medicana Sağlık Grubu her yıl çeşitli organizasyonlarla kanserle mücadele konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Bu kapsamda, hikayesiyle kanser hastalarına güç veren ve kansere karşı savaşında en büyük motivasyonu makyaj yapmakta bulan makyaj sanatçısı Deniz Aksu, Medicana International İzmir Hastanesi’nde tedavi gören onkoloji hastalarıyla bir araya geldi. ‘Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar’ başlığıyla gerçekleştirilen yüz taşı ve glitter uygulamasına hastaların yanı sıra kadın ve erkek sağlık çalışanları da katıldı. Erkek sağlık çalışanları kollarına yüz taşı ve glitter uygulatırken, kadınlar da yüzlerine ve ellerine aynı uygulamayı yaptırarak, “Kansere karşı yanınızdayız” mesajı verdi. 

Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar etkinliği kanser hastalarından da tam not aldı. Bazı hastaların kemoterapi aldığı sırada dahil olduğu etkinlikte makyaj sanatçısı Deniz Aksu’nun hikayesini öğrenen hastalar  mücadelenin önemini bir kere daha hatırladıklarını ifade etti.

‘Tek göğüsle yaşamak beni çok etkiledi’

Meme kanseri teşhisini 2023 yılında alan 26 yaşındaki Deniz Aksu, etkinlik öncesi kanser sürecine dair konuştu. Meme kanseri teşhisi sonrası 5 ay kadar kemoterapi aldığını ve ardından 2 göğsünün de alınıp yerine meme protezi yerleştirildiğini belirten Deniz Aksu, “Göğsümdeki dikişler gördüğüm tedavilerden dolayı tam iyileşemedi. Radyoterapi sürecim de başlayınca dikişlerin iyileşmesi güçleşti. O nedenle bir ameliyat daha oldum ve bir göğsümdeki protezi çıkardılar. Uzunca süre tek göğüsle yaşamak durumda kalmıştım. Beni en çok etkileyen bu durum olmuştu. Ancak sonrasında yeniden protez takıldı ve şu anda rutin kontrollerle tedavim devam ediyor. Daha iyi bir süreçteyim” diye konuştu. 

‘Kendimi dinlemeyi öğrendim’

Hastalığından önce çok yoğun ve stresli bir çalışma hayatı içinde olduğunu dile getiren Deniz Aksu, sözlerine şöyle devam etti: “Özel bir firmada genel koordinatör olarak çalışıyordum. Kanser olduğumu öğrendikten sonra işimden ayrılmak zorunda kaldım. Bu süreçte en çok kendimi dinleme ve ne istediğimi sorma imkanı elde ettim. Makyaja olan ilgim çok önceden de vardı ve bu nedenle sevdiğim işi yapmak istedim. Bunun için eğitim aldım ve tedavilerimin ardından sektöre profesyonel bir şekilde adım attım. Makyaj sevgim sayesinde kemoterapi ve radyoterapi sürecinde motivasyonumu kaybetmedim. Makyaj yapmak bana çok iyi geliyordu. Makyaj bana hep moral oldu. Bugün de burada kanser hastalarıyla bir araya geldim. Bu organizasyon beni 2023 yılındaki mücadeleme götürdü. Hastalarla yan yana gelince kendi yaşadıklarım aklıma geldi. Saçlarım, kirpiklerim yoktu. Ama yine de bugün yaptığım iş, bana umut olmuştu. Umarım burada yaptığımız etkinlik de hastalara iyi gelir ve daha pozitif bakabilirler.”
 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/kanserle-savasi-kazandi-umudu-yuzlere-tasidi-2266.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/kanserle-savasi-kazandi-umudu-yuzlere-tasidi-2266.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/kanserle-savasi-kazandi-umudu-yuzlere-tasidi-2266-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/kanserle-savasi-kazandi-umudu-yuzlere-tasidi-2266.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/kanserle-savasi-kazandi-umudu-yuzlere-tasidi/20480/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 12:09:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Egepol Hastaneleri ve Ege Sigorta Acenteleri Derneği’nden yeni işbirliği ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Egepol Hastaneleri ve Ege Sigorta Acenteleri Derneği'nin Hyatt Regency Otel'de düzenlediği tanıtım etkinliğinde, iki kurum arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi için protokol imzalandı. 

Toplantıya katılan Egepol Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökalp Tokaç, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ümit Alakuş, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Gökalp, Egepol Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Özgen Aytaç ve Ege Sigorta Acenteleri Derneği Başkanı Ersoy Kocamanoğlu katılımcılara detaylı sunumlar gerçekleştirdi.

7 GÜN 24 SAAT HİZMET VERİYOR

Egepol Hastaneleri’nde bugüne dek 60 binin üzerinde doğum gerçekleştirildiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökalp Tokaç, 7 gün 24 saat esasıyla 12 doğum uzmanı ve deneyimli kadroyla hizmetlerini sürdürdüklerini söyledi. 

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ümit Alakuş da, 2025 yılında 976 ameliyat gerçekleştirdiklerini ve bunların 133 adedinin onkolojik operasyonlardan oluştuğunu söyledi. 

Yıllardır edindikleri operasyon deneyimi ve teknik altyapı sayesinde genel cerrahi alanında önemli ameliyat portföyüne ulaştıklarını kaydeden Alakuş, düzenli olarak toplanan multidisipliner onkoloji konseyiyle hastaların tanı ve tedavi süreçlerini yürüttüklerini dile getirdi.

Çalışmalar hakkında bilgi veren Kardiyovasküler Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Gökalp ise son teknolojiyle donatılan 2 adet kalp damar cerrahisi ameliyathanesiyle hastaları sağlıklarına kavuşturduklarını söyledi. Gökalp, Egepol olarak bugüne dek binlerce operasyona imza attıklarını, endoskopik ve laparoskopik ameliyatları da başarıyla tamamladıklarını sözlerine ekledi. 

SİZLERİN ELİNİ GÜÇLENDİRECEĞİZ

Yeni işbirliğinin herkes için hayırlı olmasını dileyen Ege Sigorta Acenteleri Derneği Başkanı Ersoy Kocamanoğlu konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Dernek olarak yeni yönetim kuruluyla birlikte çok ciddi çalışmalar yaptık. Özellikle tamamlayıcı sağlık sigortası ve özel sağlık sigortası alanında pazar payımız düşüktü. Bunları yükseltmek ve sahada da sizlerin elini güçlendirmek için harekete geçtik. Egepol Hastaneleri ile görüşmelerimiz 3 aydır sürüyor. Bu bir ekip işi, yönetim kurulu üyesi arkadaşlarıma da emekleri için teşekkür ediyorum. Biz bu anlaşmaları yaparken sadece tek taraflı bakmıyoruz. Bu önemli bir işbirliğidir. Karşılıklı taleplerimiz olacaktır; aramızdaki iletişim de çok iyi. Burada beklentilerinizi iletebilirsiniz. Bu bilgileri doğru şekilde sahaya aktaralım ve karşılıklı olarak gücümüzü artıralım.”

BİN KİŞİLİK SAĞLIK ORDUSU

2009 yılında başladıkları hizmet yolculuğuna bugün Egepol Hastanesi, Egepol Cerrahi ve Egepol International Hastaneleri ile devam ettiklerini dile getiren Genel Müdür Dr. Özgen Aytaç da, “Egepol Hastaneleri bugün sadece İzmir değil Ege Bölgesi ölçeğinde hizmet veren ve yaklaşık bin kişinin çalıştığı bir büyük sağlık grubuna dönüştü. En son International hastanemizle birlikte 325 yatak kapasitesine sahibiz. Bu işi de son derece tecrübeli hekim kadromuz ve teknolojik altyapıyla birlikte ekip olarak yapıyoruz. Egepol International hastanemiz dünya çapında kabul gören bağımsız akreditasyon kuruluşu Joint Commission International (JCI) tarafından verilen uluslararası akredite belgesine sahip. Türkiye'de JCI belgesini alan sayılı hastaneler arasında bulunmaktan ötürü gurur duyuyoruz. Ayrıca bebek dostu hastane sertifikamız da var. Doğum alanında gerçekten önemli rakamlara ulaştık. Ayda yaklaşık 350, yılda 4 bin doğum yaptırıyoruz ve gururla söylemeliyim ki; İzmir'de şu an en yakın rakibimizin yaklaşık 2,5 katından fazla doğum yapılan bir hastaneyiz” diye konuştu. 

YILLIK 400 BİN POLİKLİNİK HİZMETİ 

Egepol Hastaneleri’nde farklı branşlarda yıllık yaklaşık 400 bin poliklinik hizmeti verdiklerinin de altını çizen Dr. Özgen Aytaç sözlerini şöyle sürdürdü: “Şunu da önemle vurgulamalıyız. Egepol Hastaneleri olarak onkoloji cerrahi, kalp damar cerrahisi, ortopedi, üroloji, beyin cerrahisi, medikal onkoloji gibi komplike hizmetlerin ve multi disipliner yapılan hizmetlerin de merkeziyiz. 102 doktorumuz, 426 hemşiremiz, 400 idari personel ve burada hastanemiz bulunuyor. Yıllık yaklaşık 400 bin poliklinik hizmeti veriyoruz. İzmir ve Ege bölgesinde azımsanmayacak bir yükü kaldırıyoruz. Ege Sigorta Acenteleri Derneği ile yeni işbirlikleri yapmaktan dolayı memnunuz. Bu toplantıları önümüzdeki günlerde kendi hastanemiz bünyesinde de tekrarlamak istiyoruz. Hepinize katılımlarınızdan ötürü teşekkür ediyorum.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/egepol-hastaneleri-ve-ege-sigorta-acenteleri-dernegi-nden-yeni-isbirligi-611.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/egepol-hastaneleri-ve-ege-sigorta-acenteleri-dernegi-nden-yeni-isbirligi-611.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/egepol-hastaneleri-ve-ege-sigorta-acenteleri-dernegi-nden-yeni-isbirligi-611-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/02/egepol-hastaneleri-ve-ege-sigorta-acenteleri-dernegi-nden-yeni-isbirligi-611.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/egepol-hastaneleri-ve-ege-sigorta-acenteleri-dernegi-nden-yeni-isbirligi/20473/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 10:54:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[El ele gelip 24 saatte ayağa kalktılar]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Hastalıkta sağlıkta” diyerek çıktıkları yolda yarım asrı deviren İzmirli Tin çifti, uzun süredir yaşam kalitelerini düşüren rahatsızlıklardan modern cerrahi yöntemlerle kurtuldu. Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Tunç Canda ile Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu’nun kapısını çalan Tin çifti, rahatsızlıklarının sonucu adım atamıyordu. Uygulanan robotik ve mikrocerrahi teknikleri sayesinde kısa sürede ayağa kalkabildiler. Medicana Sağlık Grubu uzman hekimleri, çiftin şikayetleriyle ilgili yaptıkları değerlendirmelerde bu tür rahatsızlıkların özellikle ileri yaşta ve belirli risk faktörleri bulunan bireylerde daha sık görülebildiğine dikkat çekti.

EGEMENLİK - Yarım asrı aşan evliliklerinde hayatın her anını el ele yaşayan İzmirli Mualla Tin (70) ve Vecihi Tin (81) çifti, bu kez sağlık mücadelesinde omuz omuza yürüdü. Uzun süredir devam eden şikâyetler nedeniyle yürümekte zorlanan çift, nikah törenlerinde verdikleri “hastalıkta ve sağlıkta” sözlerini bir kez daha hatırlattı. Dertlerine çare bulmak için el ele Medicana International İzmir Hastanesi’ne gelen Tin çifti, yeni nesil cerrahi teknolojileri sayesinde 24 saatte şikayetlerinden kurtulabildi. 

Hastalıklar farklı dert ortak: Yürüyemiyorlardı

Rahatsızlığı hakkında bilgi veren Mualla Tin, “Rahim sarkması rahatsızlığım vardı. Uzun süredir bu sorunla mücadele ediyordum. Zamanla rahatsızlığım ilerledi ve yürümekte zorlanmaya başladım. Başta ameliyatı erteledik, istemedik; ancak yürüyemez hale gelince mecburen ameliyat olmaya karar verdim. Zaman zaman aşağıya doğru baskı hissi ve ağrı oluyordu. Ayağa kalktığımda rahmin aşağıya indiğini hissediyordum ve sürtünme oluyordu. Bu da yürümekte zorlanmama neden oluyordu” sözlerini kaydetti. 

Yaklaşık 10 yıl evvel kanal daralması nedeniyle ameliyat olduğunu belirten Vecihi Tin ise yaşadığı sorunları şu sözlerle anlattı: “Yaklaşık 10 yıl önce İstanbul’da kanal daralması nedeniyle ameliyat olmuştum. Ameliyat sonrası hekimim bu operasyonun beni 8–10 yıl idare edeceğini söylemişti ve öyle de oldu. Ancak son zamanlarda ayaklarımda sıkışma hissi, karıncalanma ve uyuşma başladı. Durumun ilerlediğini fark edince yaşımın da etkisiyle daha fazla ertelemeden hastaneye başvurdum. Ameliyat oldum ve yaklaşık 2 saat sonra yürümeye başladım. Hayatım boyunca fiziksel olarak ağır işlerde çalıştım. Mobilyacılık yaptım, Almanya’da gemi tersanesinde iskeleci olarak çalıştım. Yaşadığım sağlık sorununda bunların da etkisi olduğunu düşünüyorum.”

24 saatte taburcu oldular

Mualla Tin’in durumu ve hastalığı hakkında bilgi veren Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Tunç Canda, “Mualla hanım, rahim ve idrar torbası problemleri nedeniyle kliniğe başvurdu. Yapılan değerlendirme ve muayene sonucunda cerrahi tedavi kararı alındı. Ameliyat, karında herhangi bir kesi yapılmadan robotik cerrahi yöntemi kullanılarak vajinal yoldan gerçekleştirildi. Hasta ameliyattan sonra herhangi bir sorun yaşamadan 24 saat içinde taburcu edildi” diye konuştu. Mualla Tin’in rahatsızlığının hem yaşa hem de yaşam tarzına bağlı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Tunç Canda, şu açıklamalarda bulundu: “Bu tür şikâyetler genç yaşlarda da görülebilmektedir. Özellikle vajinal doğum yapmış kadınlarda, 40 yaş sonrasında rahim ve idrar torbası sarkmaları ortaya çıkabilmektedir. Bunun oluşmasında vajinal yapı, doğum sırasındaki bebeğin ağırlığı, sigara kullanımı, kronik öksürük, kronik kabızlık ve ıkınma gibi faktörler etkili olabilmektedir. Yürüyememe durumu, rahim ve idrar torbası sarkmasının ileri evresine işaret etmektedir. Bu durum günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyebilir. Uygulanan robotik cerrahi yöntemi sayesinde hasta ameliyattan yaklaşık 6 saat sonra yürümeye başlamış ve günlük aktivitelerine hızlı şekilde dönebilmiştir. Karında kesi olmaması iyileşme sürecini kolaylaştırmıştır. Vajinal yoldan robotik cerrahi uygulanması bu vaka açısından önemli ve nadir tercih edilen bir yöntemdir.”

Kanal darlığı mikrocerrahi ile etkili şekilde tedavi edilebiliyor

Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu da Vecihi Tin’in şikayetlerini değerlendirerek, son durum hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, Vecihi Tin’e yapılan görüntüle tetkikleri sonucunda ileri derece kanal darlığı tespit edildiğini söyleyerek, ameliyat kararı alındığını bildirdi. Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ameliyatın amacı, hastanın daha uzun mesafeleri daha rahat ve konforlu şekilde yürüyebilmesini sağlamaktır. Uygulanan cerrahi teknik, tek taraftan girilerek her iki tarafın rahatlatıldığı ‘unilateral yaklaşımla bilateral dekompresyon’ yöntemidir. Dar kanal özellikle ileri yaşlarda görülen bir durumdur ve genellikle 100–200 metre yürüdükten sonra dinlenme ihtiyacı, bacaklarda karıncalanma, yanma, uyuşma ve ağrı gibi belirtilerle kendini gösterir. Bu durum bel fıtığından farklıdır; sinir kanallarının daralmasına bağlı olarak gelişir. Mikrocerrahi yöntemle, herhangi bir platin veya vida kullanılmadan tedavi mümkündür. Bu yaklaşım hastanede yatış süresini kısaltmakta, ağır ağrı kesici ihtiyacını azaltmakta ve hastaların daha hızlı mobilize olmasını sağlamaktadır. Ayrıca komplikasyon riski daha düşüktür. Geçmişte yapılan ameliyat sonrası hastada oluşan kistik yapı, kanal darlığına ve sinir sıkışmasına katkıda bulunmuştur. Bu tür şikâyetlerin temel nedeni yaşlanma sürecine bağlı olarak bağ dokularında ve eklem yapılarında meydana gelen değişikliklerdir. Bu süreç yaşlanmanın doğal bir parçası olarak değerlendirilebilir.” 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/el-ele-gelip-24-saatte-ayaga-kalktilar-308.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/el-ele-gelip-24-saatte-ayaga-kalktilar-308.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/el-ele-gelip-24-saatte-ayaga-kalktilar-308-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/el-ele-gelip-24-saatte-ayaga-kalktilar-308.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/el-ele-gelip-24-saatte-ayaga-kalktilar/20437/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:23:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bahçede düşen Canan Birgi'nin sağlık mücadelesi hayatını değiştirdi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya genelinde kadınlarda yaygın olarak görülen ve Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonunun neden olduğu rahim ağzı kanseri; düzenli hekim kontrolü ve 2006’dan beri uygulanan HPV aşısıyla önlenebiliyor. Ancak hastalığa karşı toplum bilinci yeterli düzeye ulaşmış durumda değil. Bu nedenle çeşitli çalışmalarla farkındalık oluşturulmaya çalışılıyor. 68 yaşında rahim ağzı kanseri teşhisi alan ve son üç yıldır kansere karşı mücadele veren Canan Birgi de, aşının ve düzenli kontrolün önemi hakkında kadınları uyardı. Canan Birgi, “Rahim ağzı kanseriyle ilgili bir bilgim yoktu. Bir gün düştüm ve kanamam oldu. Onun üzerine teşhis aldım. Tümör 6 santimetre olduktan sonra öğrendim. O nedenle tüm kadınlara önerim düzenli kontrollerini yaptırmaları” diye konuştu.

EGEMENLİK - Serviks kanseri ya da rahim ağzı kanseri, HPV virüsünün neden olduğu bir kanser tipi olarak bugün dünya genelinde milyonlarca kadını tehdit ediyor. 2006’dan beri uygulanan HPV aşısı ve düzenli pap smear testiyle kansere neden olan HPV virüsü, kansere neden olmadan önlenebiliyor. Aşısı sayesinde dünyadan yok edilebilecek kanser türü olarak bilinen serviks kanserine karşı, toplumda bilincin gelişmesi ise çok önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu nedenle her yıl ocak ayında rahim ağzı kanserine karşı farkındalık çalışmaları yapılarak toplumda bilincin artırılması hedefleniyor. Bu kapsamda hikayesiyle kadınlara mesaj veren emekli bankacı Canan Birgi (70), 68 yaşında aldığı rahim ağzı kanseri teşhisine ilişkin konuştu. 

Medicana International İzmir Hastanesi’nde immünoterapi alarak hastalıkla mücadele eden Canan Birgi, bir kaza sonucu düşmesi neticesinde kanser olduğunu öğrendiğini aktardı. Canan Birgi, “Rahim ağzı kanseri teşhisi 27 Aralık 2022’de konuldu. 3 yıldır tedavi görüyorum. Önceleri çok kötüydüm ama şimdi iyiyim. Benim rahatsızlığım uzun süre belli olmadı. Tümör 6 cm olmuş. Düşünceye kadar hiçbir belirti vermedi. Bahçede düşünce kanamam oldu. Biz Muğla Milaslıyız. Bir arkadaşım kadın doğum doktoru. Ona başvurdum. “Canan, İzmir’e mi Muğla’ya mı gideceksin, bir an önce gitmen lazım” dedi. İzmir’de de kardeşim var, bu yüzden tedavi için İzmir’e geldim. Tedaviye başlandı ve şimdi çok iyiyim” ifadelerini kullandı.

Utanılacak bir şey değil

Rahim ağzı kanserine ilişkin teşhis alana kadar bir bilgisinin olmadığını, kanserin nedenlerini sonradan araştırınca öğrendiğini aktaran Canan Birgi, “Rahim ağzı kanseri olduğumu öğrendiğimde çok üzüldüm. “Neden ben?” dedim. Ama artık alıştım, iyiyim ve kimseden de saklamadım. Utanılacak bir şey değil. Düşünce öğrendim ama sonradan kendime dönüp baktığımda sürekli yorulduğumu, halsiz olduğumu hatırlıyorum. Yani tümör 6 santimetre olmuş. Öncesinde kendimi sağlıklı sanıyordum. Tedaviden tedaviye İzmir’e geliyoruz. Şu an immünoterapi yapılıyor. Tedavi sürecinde ilk olarak Medicana’ya geldim. Kemoterapi verdiler, ışın tedavisi yaptılar” diye konuştu. Rahim ağzı kanserine karşı kadınlara da mesaj veren Canan Birgi, “Kadınlara önerim; her sene kontrollerini yaptırsınlar. “Bende olmaz” demesinler. Oluyor yani… Bana teşhis konulduğunda 68 yaşındaydım” sözlerini kaydetti.



Kanserin tek sebebi: HPV

Medicana International İzmir Hastanesi Medical Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gülcan Bulut, hem hastası Canan Birgi’nin durumunu değerlendirdi hem de hastalığa ilişkin detayları paylaştı. Rahim ağzı kanserinin temel sebebinin HPV virüsü olduğunun altını çizen Doç. Dr. Gülcan Bulut, “HPV’nin birçok tipi (suşu) vardır. Bu suşların bazıları kansere yol açarken bazıları ise yalnızca genital siğillere neden olur. Genital siğiller onkolojinin değil, daha çok jinekolojinin ilgi alanındadır. Onkolojiyi ilgilendiren ise HPV’nin kanserle ilişkili olan 16, 18 gibi yüksek riskli özel suşlarıdır. Bu suşlar rahim ağzı kanserine neden olabilmektedir” sözlerini kaydetti. HPV aşısında 9 farklı HPV suşu olduğunu aktaran Doç. Dr. Gülcan Bulut, “Aşı HPV’nin yayılmasını ve kansere sebep olmasını engeller. HPV’nin cinsel yolla bulaştığı kabul edilir. Başka doğrudan temas yolları da bildirilmiştir ancak genel bulaş şekli cinsel temastır. Bu nedenle, cinsel aktivite başlamadan önce, ergenlik dönemindeki çocukların aşılanması önerilir. Böylece kişi çocukluk döneminden itibaren HPV’ye karşı bağışıklık kazanmış olur. Tıpkı Hepatit B aşısında olduğu gibi, HPV’ye yakalanmadan önce aşılanmak koruyuculuk sağlar. HPV bulaşmamış bireylerde aşı ile bağışıklık kazanıldığında ilerleyen dönemlerde HPV’nin kansere neden olması engellenir. Serviks kanserinin gelişim sürecinde önce HPV bulaşı olur, ardından bulaştığı bölgede kronik inflamasyon ve dönüşüm reaksiyonları gelişir. Bu süreçte “Servikal İntraepitelyal Neoplazi (CIN)” adı verilen öncül lezyonlar oluşabilir. Jinekologlar bu lezyonları smear (Pap smear) testleri ile takip eder. Amaç, henüz kanser gelişmeden öncül lezyonları tespit etmektir. Aşıyla bağışıklık kazanıldığında ise bu lezyonların oluşması engellenmiş olur” ifadelerini kullandı. 

Koruyucu tedbirler hastalığın ortaya çıkmaması için önemli

İmmünoterapi alan hasta Canan Birgi’nin operasyon sınırını geçmiş bir hasta olduğuna ve bu nedenle ameliyatla tümörünün alınamadığına vurgu yapan Doç. Dr. Gülcan Bulut, “Bu noktada hastaların ‘Ameliyat yapılamıyorsa tedavi edilemiyor’ şeklinde bir kaygısı olabiliyor; oysa operasyon sınırı geçilmiş olsa bile kombine kemo-radyoterapi uygulanarak tedavi sağlanabilir. Canan Hanım da kemo-radyoterapi aldı. Daha sonraki dönemde mediastende bir lenf bezi patolojisi gelişti ve yapılan incelemelerde hastalığın nüks ettiği tespit edildi. Ancak güzel tarafı, Canan Hanım’ın immünoterapiye çok iyi yanıt vermesiydi. Hem immünoterapiye hem de radyoterapiye iyi yanıt verdiği için hâlâ tam yanıtla izlenebiliyor. Metastatik evrede olmasına rağmen tedavi edilebilir durumda. Ancak en önemli nokta, hastalığın hiç ortaya çıkmamasıdır. Koruyucu tedbirler bu nedenle büyük önem taşır. Ne yazık ki özellikle belli bir yaş üzerindeki birçok kişi hâlâ aşılanmadığı için önümüzdeki yıllarda serviks kanseri vakaları görülmeye devam edecektir” açıklamasını yaptı. Doç. Dr. Gülcan Bulut, sözlerini şöyle tamamladı: “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyadan ilk olarak silinecek olan kanser tipi serviks kanseri olarak tanımlanmaktadır. Böyle olunca da HPV aşısının ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmak gerekir. Serviks kanseri aşıyla önlenebilen en önemli kanser türüdür.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/bahcede-dusen-canan-birgi-nin-saglik-mucadelesi-hayatini-degistirdi-679.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/bahcede-dusen-canan-birgi-nin-saglik-mucadelesi-hayatini-degistirdi-679.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/bahcede-dusen-canan-birgi-nin-saglik-mucadelesi-hayatini-degistirdi-679-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/bahcede-dusen-canan-birgi-nin-saglik-mucadelesi-hayatini-degistirdi-679.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/bahcede-dusen-canan-birgi-nin-saglik-mucadelesi-hayatini-degistirdi/20411/</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 11:39:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Elektronik sigaralar akciğer kanserine neden oluyor]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Tutku Çerçi, kullanımı giderek yaygınlaşan ve masum zannedilen elektronik sigaraların, akciğer kanserine neden olduğunu ve uzak durulması gerektiğini söyledi. 

Dünyada her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon kişiye akciğer kanseri tanısı konulduğunu belirten Uzm. Dr. Tutku Çerçi, hastalığın başlıca nedenleri arasında tütün ürünleri ve elektronik sigara olduğuna dikkat çekti. 

ERKEN DÖNEMDE BELİRTİ VERMİYOR

Akciğer kanserinin çoğu zaman erken dönemde belirti vermeden ilerleyebildiğini dile getiren Uzm. Dr. Tutku Çerçi, “Akciğer kanserinde erken tanı hayati önem taşır. Her yıl milyonlarca insanı etkileyen en yüksek ölüm oranına sahip bir kanser türüdür. Bilinen en önemli nedenleri arasında sigara başta olmak üzere tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı gelir. Pasif sigara geçiciliği de akciğer kanseri için yüksek bir risk faktörüdür. Özellikle son yıllarda dünya genelinde sağlığa daha az zararlı olduğu iddiasıyla kullanılan elektronik sigaralar da kanserojen maddeler içermektedir. Diğer nedenler arasında çevresel faktörler, asbest maruziyeti ve genetik faktörler sayılabilir. Ne yazık ki akciğer kanseri erken evrelerde sessiz seyreder. Belirti ve semptomlar genellikle görülmez. Belirtiler özellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkar” diye konuştu. 

ERKEN TANI, TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIYOR

Akciğer kanserinin başlıca belirtileri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Tutku Çerçi şunları söyledi: “Başlıca belirtiler arasında inatçı ve geçmeyen öksürük, nefes almakta zorluk, göğüs ağrısı, ağızdan kan gelmesi, iştahsızlık ve kilo kaybı sayılabilir. Akciğer kanserinden korunmanın en etkili yolu ise sigara başta olmak üzere tütün ve tütün ürünlerinin bırakılmasıdır. Diğer bir korunma yöntemi ise özellikle 50 yaş üstü, 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içen kişilerde düşük küçük doz tomografi (LDCT) dediğimiz tarama programlarının yaygınlaştırılmasıdır. Unutmayalım ki akciğer kanseri önlenebilir. Erken teşhis edildiğinde ise tedavi edilebilir bir hastalıktır. Erken tanı, tedavi başarısını artırır. Bu konuda mutlaka uzman hekime danışılması önemlidir.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor-5069.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor-5069.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor-5069-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2026/01/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor-5069.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/elektronik-sigaralar-akciger-kanserine-neden-oluyor/20322/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 12:34:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Üzüntü kalp sağlığınızı tehdit ediyor]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ani yoğun stres, üzüntü, ayrılık acısı, maddi manevi kayıplar ya da büyük hayal kırıklıkları… İnsan kalbinin duygularla ilişkisi uzun yıllardır metaforlarla anlatılsa da modern tıp, duygusal travmaların kalbi biyolojik olarak da etkilediğini artık çok daha net ortaya koyabiliyor. Bilimsel çalışmalara göre, yoğun emosyonel stresin kalp kasını geçici olarak felç edebildiğini, ritim bozukluklarını tetikleyebildiğini ve kimi zaman gerçek bir kalp kriziyle neredeyse aynı belirtilere yol açabildiğini söyleyen Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. İstemihan Tengiz, “Modern kardiyoloji, artık ruhsal durumun kalp sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve duygusal yüklenmenin biyolojik sonuçlarının göz ardı edilemeyeceğini net şekilde ortaya koymaktadır” dedi.

EGEMENLİK - Günlük hayatta “Kalbim sıkışıyor” diye tarif edilen his, kimi zaman sadece bir duygu değil, tıpta karşılığı olan ciddi bir tabloya işaret edebiliyor. Kırık kalp sendromunun gerçek bir kalp krizini bire bir taklit edebildiği konusunda uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, “Yoğun stres altında veya ani üzüntüler yaşandığında sıkça kullanılan ‘kalbim sıkışıyor’ ifadesi, aslında tıpta ‘Takotsubo Kardiyomiyopatisi’ ya da daha bilinen adıyla ‘Kırık Kalp Sendromu’ olarak tanımlanan tabloyu düşündürür. Bu sendrom, Japonya’da ahtapot avında kullanılan dar boyunlu, geniş tabanlı kaba benzeyen kalp şekli nedeniyle bu adı alır. Genellikle sevilen birinin kaybı, ayrılık, büyük bir tartışma, iş kaybı, ekonomik kriz veya trafik kazası gibi yoğun emosyonel ya da fiziksel streslerin hemen ardından ortaya çıkar. Bu tür durumlarda vücutta aşırı miktarlarda adrenalin ve katekolamin ortaya çıkar ve kalp kasında geçici süreyle kasılma kusuru oluşmasına neden olur. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve baş dönmesi gibi kalp krizinde de görülen şikâyetler görülebilir. Belirtilerin kalp krizini birebir taklit etmesi ise sıkça acil başvurusuna yol açar. Çünkü EKG bulguları ve kimi zaman kan değerleri bile kalp kriziyle karışabilir; ancak anjiyografi yapıldığında koroner damarların tıkalı olmadığı anlaşılır. Bu noktada doğru tanının konması ve uygun tedavinin planlanması için kardiyoloji uzmanlarının değerlendirmesi büyük önem taşır” diye konuştu.

Duygular ve hormonlarla şekillenen denge

Takotsubo’nun çoğu zaman geçici bir tablo olması ve birkaç hafta içinde kalp fonksiyonları normale dönmesinin hafife alınacak bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, “Özellikle ileri yaş kadınlarda daha sık görülmesi, ritim bozuklukları ve kalp yetersizliği gibi komplikasyonlara yol açabilmesi nedeniyle dikkatle izlenmesi gerekir. Modern kardiyoloji, artık ruhsal durumun kalp sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve duygusal yüklenmenin biyolojik sonuçlarının göz ardı edilemeyeceğini net şekilde ortaya koymaktadır. Stres hormonlarının kalp üzerindeki etkileri yalnızca Takotsubo’yla sınırlı değildir. Yoğun stres dönemlerinde aritmiler, tansiyon yükselmeleri, belirgin çarpıntılar ve mevcut kalp hastalıklarının alevlenmesi sık karşılaşılan durumlardır. Bu nedenle stres yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, sosyal destek sistemleri ve psikolojik dayanıklılığı artıran yaşam alışkanlıkları, uzun vadede kalbi koruyan önemli faktörler hâline gelir. Günümüzde şehir yaşamının getirdiği yoğun tempo, ekonomik kaygılar ve duygusal yüklerin görünürlüğünün artması, kırık kalp sendromunun daha fazla konuşulmasına neden olurken, bize kalbin sadece biyolojik bir pompa olmadığını; duygular ve hormonlarla şekillenen kırılgan bir denge içinde çalıştığını hatırlatır” ifadelerini kullandı. 

Kalbi koruyucu alışkanlıklar edinin

Takotsubo’nun belirtileri ve bulguları gerçek bir kalp kriziyle neredeyse bire bir aynı olduğunun altını çizen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, göğüste baskı, sıkışma, yanma hissi, nefes darlığı, çarpıntı, kola, boyna ya da çeneye yayılan ağrı, terleme, bulantı ve baş dönmesi gibi belirtilerde acilen hastaneye başvurulmasında fayda olduğunu söyledi.  Prof. Dr. İstemihan Tengiz, “Tanı sürecinde EKG, kalp kası enzimleri ve kalp ultrasonu gibi yöntemler kullanılır; gerekli görüldüğünde anjiyografi yapılır. Hastaların çoğu erken dönemde ritim bozukluğu, akut kalp yetmezliği veya kapak hastalığı gelişebileceği için yoğun bakım ya da kardiyoloji servisinde kısa süre izlenir. Tedavi kişiye göre planlanmakla birlikte genellikle kalp hızını azaltan ilaçlar, kalp kası fonksiyonunu destekleyen tedaviler ve gerekirse kan sulandırıcılar tercih edilir. Tıkalı damar olmadığı için balon veya stent uygulanması gerekmez” diye konuştu. İyileşme süreciyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. İstemihan Tengiz, sözlerini şöyle tamamladı: “İyileşme döneminde ağır fiziksel aktivitelerden uzak durmak, kafein ve nikotin gibi uyarıcıları azaltmak, düzenli kontrol yaptırmak ve stres kaynaklarının yönetilmesine özen göstermek önem taşır. Kalbi koruyucu yaşam tarzı alışkanlıkları arasında ise düzenli egzersiz, nefes çalışmaları, meditasyon, bilişsel davranışçı terapi yöntemleri, uyku hijyeninin düzenlenmesi ve güçlü sosyal bağlar kurmak öne çıkar. Araştırmalar, yalnızlığın kalp hastalığı riskini belirgin şekilde artırabildiğini, düzenli egzersiz ve gevşeme tekniklerinin ise stres hormonlarını düşürerek kalp fonksiyonlarını dengelediğini ortaya koymaktadır.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/uzuntu-kalp-sagliginizi-tehdit-ediyor-4546.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/uzuntu-kalp-sagliginizi-tehdit-ediyor-4546.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/uzuntu-kalp-sagliginizi-tehdit-ediyor-4546-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/uzuntu-kalp-sagliginizi-tehdit-ediyor-4546.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/uzuntu-kalp-sagliginizi-tehdit-ediyor/20220/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:38:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Turkmall'dan Karabağlar'a Yeni Aile Sağlığı Merkezi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Ülkemizde ve dünyada yıllardır çok sayıda konut, avm ve ticari alan projesine imza atan Turkmall, Karabağlar Esentepe Mahallesi 16. Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nin geçici hizmet binasını İlçe Sağlık Müdürlüğü'ne teslim etti. 

Esentepe Mahallesi'nde Turkmall tarafından yapımı devam eden kentsel dönüşüm projesi Forum Göztepe kapsamında yıkılması planlanan sağlık merkezi yerine hizmet verecek geçici hizmet binasının teslim töreni Karabağlar İlçe Sağlık Müdürü İsrafil Öztepe'nin de katılımıyla yapıldı.

Turkmall Yönetim Kurulu Başkanı Levent Eyüboğlu, Türkiye'nin özel sektör eliyle gerçekleştirilen alan bazlı en büyük kentsel dönüşüm projesi unvanını taşıyan Forum Göztepe'de, vatandaşlara hizmet verecek Aile Sağlığı Merkezi'ni yaşama geçirdiklerini söyledi. 

Eyüboğlu, Forum Göztepe'nin tamamlanmasıyla birlikte bölge halkı için depreme dayanıklı konutların yanı sıra; meydanı, sokağı, sosyal donatıları ve ticari alanları da içeren yeni bir yaşam merkezi oluşturacaklarını dile getirdi. 

Turkmall yetkililerine teşekkür eden Karabağlar İlçe Sağlık Müdürü İsrafil Öztepe de, 16. Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nin kısa süre içinde 5 hekimle birlikte yeni binasında hizmet vermeye devam edeceğini kaydetti.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/turkmall-dan-karabaglar-a-yeni-aile-sagligi-merkezi-1226.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/turkmall-dan-karabaglar-a-yeni-aile-sagligi-merkezi-1226.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/turkmall-dan-karabaglar-a-yeni-aile-sagligi-merkezi-1226-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/turkmall-dan-karabaglar-a-yeni-aile-sagligi-merkezi-1226.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/turkmall-dan-karabaglar-a-yeni-aile-sagligi-merkezi/20176/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 11:25:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Modern hayatın sessiz salgınına dikkat]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çok yorgunum! Son zamanlarda sıkça duyulan bu ifade aslında modern çağın yeni dili haline geliyor. Sürekli yorgunluğun bir teşhis değil, sonuç olduğuna dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Modern dünyanın temposu, insan biyolojisinin kaldıramadığı kadar hızlı ilerliyor. Bu nedenle yorgunluk, bugün artık bir toplum meselesi haline geldi” dedi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sosyal medyayı sıkça kullananlarda görülen ‘dijital tükenmişlik’ durumunu vurgulayarak, “Sosyal medya bağımlılığı arttıkça anksiyete, depresyon, yorgunluk, tükenmişlik hissi ve dikkat eksikliği de artıyor” ifadelerini kullandı. 

EGEMENLİK - Modern çağ insanından sıklıkla duyulan ‘çok yorgunum’ serzenişine ilişkin Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar değerlendirmelerde bulundu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Sürekli yorgunluk bir teşhis değil, bir sonuçtur. Arkasında depresyondan kaygıya, uyku bozukluklarından iş yaşamının baskılarına kadar uzanan geniş bir neden yelpazesi vardır. Bunda modern yaşamın koşturmacası, dijital yük ve pandemi sonrası dönemin etkisi var. Ancak bu durum, çoğunlukla var olan depresyon, anksiyete, tükenmişlik, uyku bozuklukları gibi tanıların yeni yaşam koşulları altında daha yoğun yaşanması şeklinde ortaya çıkıyor. Yorgunluk aslında yeni bir tanımlama değil ama çağın yeni dili haline geldi” dedi. Ayrıca tükenmişlik sendromuna da (burn-out) değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Dünya Sağlık Örgütü bunu bir hastalık değil, iş yaşamına özgü bir stres yanıtı olarak sınıflar. Enerji tükenmesi, işle duygusal uzaklaşma, mesleki verimlilikte azalma... Görülüyor ki modern dünyanın temposu, insan biyolojisinin kaldıramadığı kadar hızlı ilerliyor. Bu nedenle ‘yorgunluk’ bugün artık bir toplum meselesi haline geldi” diye konuştu.

En çok dijital dünya yoruyor

Gelişen teknolojiyle beraber bireylerin sürekli olarak uyaranlara maruz kaldığını dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Bildirimler, mesajlar, aramalar, sosyal medyada kusursuz görünen hayatlar, ‘geride kalıyorum’ hissi, her an ulaşılabilir olma beklentisi gibi durumlar ruh sağlığında dijital tükenmişlik veya sosyal medya yorgunluğu olarak adlandırılan yeni bir tabloya neden oluyor. Yoğun iş temposu, şehir yaşamı ve dijital uyarana maruz kalmak, insan beynini yüksek alarm durumunda tutabilir. Bu da kronik strese neden olarak vücudun sempatik sinir sistemini sürekli aktive eder. Kortizol ve adrenalin seviyelerinin yükselmesiyle bedeni sürekli savaş ya da kaç halinde tutar. Bu durum biyolojik olarak ‘allostatik yük’  yani vücudun kronik stres karşısında uyum sağlamaya çalışırken yıpranma bedeli kavramıyla açıklanabilir. Kronik stres; otonom sinir sistemi ve inflamatuvar yanıtları aktive ederek hem fiziksel hastalıklara hem zihinsel yorgunluğa zemin hazırlamaktadır” açıklamasını yaptı. Sosyal medyayı yoğun kullanan kişilerde kaygı ve depresyonun yanı sıra yorgunluk belirtilerinin de gözlemlendiğinin yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıktığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Diğer bir açıdan bakacak olursak literatürde ‘sosyal medya yorgunluğu’, ‘teknostres’, ‘Fear of Missing Out (FoMO)’ bir şeyleri kaçırma, geri kalma korkusu’ gibi kavramlar artık ciddi şekilde çalışılıyor. FoMO ve sosyal medya bağımlılığı arttıkça anksiyete, depresyon belirtileri, yorgunluk ve tükenmişlik hissi, dikkat eksikliği artıyor” değerlendirmesinde bulundu. 

Yavaşlamak, hatta bazen durmak gerekiyor

Sürekli yorgunluğun, bedenin ve zihnin alarm sistemi olduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bu noktada çözümün, yaşam ritmini yeniden ayarlamakta ve gerekirse bir ruh sağlığı uzmanından destek almakta olduğunu vurguladı. Özellikle biraz yavaşlamanın, gerekirse durmanın ve dinlenmek gerektiğinin altını çizen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sözlerine şöyle devam etti: “Pandemi döneminden sonra artan ekran süresi, özellikle gençlerde ve çalışanlarda uyku bozukluğu, daha az hareket ettiğimiz daha çok oturduğumuz bir yaşam, anksiyete ve özgüven sorunları ile ilişkilendiriliyor. Bu nedenle artık dijital hijyen / dijital detoks önerilerini daha aktif şekilde gündeme gelmeye başladı. Dijital detoks, zaman yönetimi ve sınır koymak, yorgunluk ya da tükenmişlik hissine iyi gelebilir. Bu davranışlar, zihinsel yorgunluğu azaltmada bilimsel olarak kanıtlanmış ve son derece etkilidir. Sınır koyma becerisi tükenmişlikten korunmanın en önemli aracıdır. Başkalarının taleplerine veya iş yüküne ‘hayır’ diyebilme becerisi, kişisel zamanı ve enerjiyi korur. Sınır koymak, sadece başkalarına karşı değil, kişinin kendi mükemmeliyetçi iç sesine de sınır koymayı kapsamalıdır. Dijital detoksta ise özellikle yatmadan bir saat önce tüm ekranların kapatılması, beynin uyku hormonu olan melatonin salgılamasına yardımcı olabilir. Belirlenen saatlerde bildirimleri kapatmak, sürekli tetikte olma hâlini azaltabilir. Zaman yönetimini ise sadece görevlerin listelenmesi olarak değerlendirmeyin. Gün içinde enerjinin yüksek olduğu saatleri belirleyip en zorlu bilişsel görevleri bu saatlere yaparak, bilişsel tükenmeyi önleyebilirsiniz.”

Anı yaşamaya odaklanın

Yorgunluk ve tükenmişlik halinden korunmanın yollarına değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, şöyle konuştu: “Herkesin uygulayabileceği stratejilerden biri farkındalık (mindfulness) ve nefes egzersizleridir. Anı yaşamaya odaklanmak, zihnin sürekli geçmiş kaygıları veya gelecek endişeleri arasında dolaşmasını azaltabilir. Düzenli diyafram nefesi, otonom sinir sistemini dengeleyerek dinlenme ve sindirimden sorumlu parasempatik sistemi aktive eder. Enerjiyi tüketen değil, anlam ve amaç katan aktivitelere zaman ayırmak. Aile, arkadaş, meslektaşlarla gerçek temas, yalnızlığı ve tükenmişlik riskini azaltan en güçlü faktörlerden biridir. Kendine karşı nazik olmak ve hatalı olduğunda veya zorlandığında kendini yargılamak yerine destek olmak mükemmeliyetçilikle mücadelede en etkili araçtır.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/modern-hayatin-sessiz-salginina-dikkat-1093.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/modern-hayatin-sessiz-salginina-dikkat-1093.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/modern-hayatin-sessiz-salginina-dikkat-1093-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/modern-hayatin-sessiz-salginina-dikkat-1093.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/modern-hayatin-sessiz-salginina-dikkat/20155/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 14:17:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İzmir Medicana Hastanesi, Turizm Fuarı'nda büyük ilgi gördü]]></title>
			<description><![CDATA[Medicana International İzmir Hastanesi, TTI İzmir - 19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi'nde sergilediği sağlık hizmetleriyle büyük bir ilgi toplarken, sağlık turizmi alanındaki başarılarını bir kez daha gözler önüne serdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HABER: LEVENT HAMURCUOĞLU

EGEMENLİK - Medicana International İzmir Hastanesi, TTI İzmir - 19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi'ne katılarak sağlık turizmi alanındaki hizmetlerini tanıttı ve ziyaretçilerin yoğun ilgisini topladı. Fuara katılarak, sağlık turizminin İzmir’deki potansiyelini gözler önüne seren Medicana International İzmir Hastanesi, sunduğu kaliteli sağlık hizmetlerini tanıtma fırsatı buldu.

Fuar süresince, hastane temsilcileri, ziyaretçilere sunulan çeşitli tıbbi hizmetler, tedavi seçenekleri ve modern sağlık teknolojileri hakkında bilgi verdi. Ayrıca, özellikle sağlık turizmi alanında elde edilen başarılar ve hastanenin sunduğu sağlık paketleri hakkında detaylar paylaşıldı.

Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Yrd. Doç. Dr. Remzi Karşı, fuar ile ilgili yaptığı açıklamada, “Bu yılki turizm fuarında yer almak, sağlık turizmi alanında yaptığımız çalışmaları ve İzmir’in bu konudaki potansiyelini tanıtmak açısından son derece önemliydi. Ziyaretçilerin yoğun ilgisi, doğru yolda ilerlediğimizi gösteriyor” dedi.

Ziyaretçiler, Medicana Hastanesi’nin stantında sağlık hizmetlerine dair edinilecek bilgilerle birlikte, tıbbi alanlarda görüşme imkânı buldu. Hastanenin sağlık alanındaki yenilikleri ve sunduğu farklı tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmeler yapıldı.

İzmir Medicana Hastanesi, katıldığı bu tür organizasyonlarla birlikte sağlık turizmi alanındaki ulusal ve uluslararası alanda etkinliğini artırarak, potansiyel hastalara ulaşmayı amaçlıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/izmir-medicana-hastanesi-turizm-fuari-nda-buyuk-ilgi-gordu-7665.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/izmir-medicana-hastanesi-turizm-fuari-nda-buyuk-ilgi-gordu-7665.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/izmir-medicana-hastanesi-turizm-fuari-nda-buyuk-ilgi-gordu-7665-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/12/izmir-medicana-hastanesi-turizm-fuari-nda-buyuk-ilgi-gordu-7665.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/izmir-medicana-hastanesi-turizm-fuari-nda-buyuk-ilgi-gordu/20050/</link>
			<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 01:09:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Duygusal manipülasyonun etkileri: Öz saygıyı yok eden gerçekler]]></title>
			<description><![CDATA[İkili ilişkilerde gözlemlenen duygusal manipülasyonlar ve maruz kalan kişinin öz saygısını yok ediyor ve psikolojik problemlere neden oluyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Özel Sağlık Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, duygusal manipülasyonların sevgi kisvesi altında geldiğini, mağdur rolüyle ya da fedakarlıkla örtülebildiğini söyledi. 

Duygusal manipülasyona maruz kalan kişinin içinde bulunduğu durumu fark etmesinin zor olabildiğini dile getiren Atalay, “Duygusal manipülasyon, bir kişinin diğerini duygusal yollarla kontrol etme, yönlendirme veya etkileme çabasıdır. Ama bu etki açıkça ve doğrudan değil; gizli, örtük ve çoğu zaman fark edilmesi zor yollarla kurulur. Bu nedenle maruz kalan kişi uzun süre bunun adını koyamaz, hatta çoğu zaman kendini suçlar. Amaç genellikle; karşı tarafı suçlu, yetersiz ya da borçlu hissettirmek, kendi istek ve ihtiyaçlarını dayatmak, ilişki içindeki güç dengesini lehine çevirmektir. Bir insanla konuşurken kendinizi hatalı, eksik ya da suçlu hissediyorsanız ama neyin yanlış olduğunu tam tarif edemiyorsanız ya da bir ilişkide sürekli kendinizden ödün veriyor, karşı tarafın davranışlarını anlamaya çalışırken kendinizi ihmal ediyorsanız belki de bir duygusal manipülasyonun içindesiniz” diye konuştu. 

AİLE İLİŞKİLERİNDE DE GÖZLENİYOR...

Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, şöyle devam etti: “Manipülatif kişi genellikle, doğrudan emir vermez; ama sözleriyle, suskunluğuyla, mimikleriyle ya da seçtiği zamanlamayla duygularınızı yönetmeye başlar. Asıl zarar da buradan gelir. Gerçeğin çarpıtıldığı, duyguların yönlendirildiği bir ilişkide, zamanla manipülasyona maruz kalan kişide özsaygı, benlik sınırları ve ruhsal denge bozulur. Bu durum ciddi psikiyatrik hastalıklara zemin hazırlar. Manipülasyon yalnızca romantik ilişkilerde değil; Aile içinde, anne, baba, kardeş, çocuk arasında, iş ortamında (Patron-çalışan, ekip arkadaşlığı) ve arkadaşlar arasında da olabilir.  Öncelikle bu döngüyü fark etmek, ilk ve en önemli adımdır. Manipülasyonu tanımlayan güvenilir kaynakları okumak, gerekirse profesyonel destek almak önemlidir. Sağlıklı sınırlar belirlemek ve bu sınırlara sahip çıkmak, uzun vadede en etkili koruma yoludur”

DUYGUSAL MANİPÜLASYONUN EN ÇOK BİLİNEN TÜRLERİ

Gaslighting: Kişinin algısını, hafızasını, duygularını sorgulatma

Love Bombing: Aşırı sevgiyle bağlayıp ardından kontrol etme

Sessizlikle Cezalandırma (Silent Treatment): İletişimi keserek suçluluk yaratma

Suç Yükleme (Blame Shifting): Kendi hatasını karşı tarafa yükleme

Guilt-Tripping: Suçluluk hissiyle kontrol etme

Triangulation: Üçüncü kişileri kullanarak kıyas, rekabet ya da baskı yaratma

Projection: Kendi olumsuzluklarını karşı tarafa yansıtma

Sürekli Mağdur Rolü: Her durumda kendini haksızlığa uğramış gibi sunma

Hoovering: İlişki bittikten sonra geri çekmek için duygu sömürüsü yapma
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/duygusal-manipulasyonun-etkileri-oz-saygiyi-yok-eden-gercekler-9638.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/duygusal-manipulasyonun-etkileri-oz-saygiyi-yok-eden-gercekler-9638.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/duygusal-manipulasyonun-etkileri-oz-saygiyi-yok-eden-gercekler-9638-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/duygusal-manipulasyonun-etkileri-oz-saygiyi-yok-eden-gercekler-9638.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/duygusal-manipulasyonun-etkileri-oz-saygiyi-yok-eden-gercekler/19925/</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 10:35:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Lupus hastalığı dedir? Uzmanından önemli bilgiler]]></title>
			<description><![CDATA[Halk arasında kelebek hastalığı olarak da bilinen lupus hakkında önemli açıklamalarda bulunan Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Murtaza Çit, lupus hastalığının çoğu zaman diğer hastalıklarla karıştırıldığını, tanının gecikmesinin ise hayati risklere yol açabileceğini ifade etti. Lupus hastalığının erkeklere oranla kadınlarda 9 kat fazla görüldüğünü aktaran Uzm. Dr. Murtaza Çit, bu hastalığın kalp, böbrek, akciğer gibi hayati organları etkileyebildiğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Yüzde burun ve yanaklarda kızarıklıklarla kendini gösteren ve bu nedenle de halk arasında kelebek hastalığı olarak da bilinen lupus hastalığı hakkında bilgi veren Medicana International İzmir Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Murtaza Çit, “kelebek hastalığı” tanımının hastalığı tam anlamıyla tanımlamadığını aktardı. Uzm. Dr. Murtaza Çit, hastalığın bir çok semptomu olduğunu ve de kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. 

Lupus hastalığının neden meydana geldiğinin kesin olarak bilinmediğini ifade eden Uzm. Dr. Murtaza Çit, “Bağışıklık sistemiyle ilgili, vücutta birçok sistemi tutan, birçok organı etkileyen bir hastalık. Bağışıklık hücrelerinin dokulara gösterdiği reaksiyonla ortaya çıkan bir hastalık. Birçok dokuyu etkiliyor; bunlar eklemler, akciğer, cilt, karaciğer, böbrek, kalp, organ zarları, batın zarı... Tüm bu organlara ve dokulara karşı bağışıklık sistemi reaksiyonu gelişmesine neden oluyor” diye konuştu. 

Güneş ışığı ve dışarıdaki alerjenler hastalığı tetikleyebilir

Hastalığın sebepleri arasında birçok neden olabileceğini aktaran Uzm. Dr. Murtaza Çit, bunlar arasında genetik faktörlerin yanında çevresel faktörlerin de olabileceğini söyledi. Uzm. Dr. Murtaza Çit, “Bazı nedenlerden dolayı bağışıklık sistemi reaksiyon gösteriyor ve bunun sonucunda lupus hastalığı görülebiliyor. Bu nedenler arasında genetik faktörler etkili olabilir. Ancak tek başına değil! Çevresel faktörler; örneğin güneş ya da dışarıdaki diğer alerjenler, radyasyon gibi etkenler hastalığa neden olabilir” dedi. Hastalığın belirtileri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Murtaza Çit, “Kelebek görüntüsünün dışında; halsizlik, yorgunluk, kas-eklem ağrısı, yüksek ateş, eklem ağrısı, ciltte döküntü olabiliyor. Eklemlerde şişlikler olabiliyor. Yüzde kızarıklıklar olabiliyor. Bunları gördüğümüzde bu hastalığı da düşünebiliriz” ifadelerini kullandı.

Romatizmal hastalıklarla karıştırılabiliyor

Lupus hastalığının belirtileri arasında yer alan eklem ağrısı, eklemlerde şişlik durumlarının romatizmal hastalıklarla karıştırılmasına neden olduğunu belirten Uzm. Dr. Murtaza Çit, “Özellikle romatoid artritle bu çok karıştırılıyor. Romatoid artritte de eklemlerde ağrılar ve şişlikler olabiliyor. Bu lupusta da olabiliyor. Dolayısıyla sadece eklem ağrısıyla doktora gelen hastada tanı karışabiliyor. Bunu detaylıca incelemek ve gerekli testleri yapmak gerekiyor” mesajını verdi. Doğru tanının konulması için öncelikle hastanın ağrı durumunu iyi takip etmesi gerektiğini ve bazı testler yaptırması gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Murtaza Çit, “Lupus hastalığında belirtilerin aktifleşme ve sakin dönemleri oluyor. Eğer hasta hastalığın sakin döneminde hekime başvurursa bir semptom tanımlanamayabilir. Ama aktifleşme döneminde giderse tanı konulması daha kolay olur. İşte eklemlerde şişlik, ağrı, yüzde kızarıklık gibi belirtiler hastalığın alevlendiği dönemlerde ortaya çıkar. Bu dönemde hasta, hekime başvurursa daha kolay tanı konulabilir. Aksi takdirde doğru teşhis alması kolay olmayacaktır” açıklamasını yaptı. 
 

100 bin kişiden 15-20’sinde görülen bir hastalık olduğunu aktaran Uzm. Dr. Murtaza Çit, hastalığa tanı konulmasının zor olmasından kaynaklı verilerin düşük olabileceğini aktardı. Uzm. Dr. Murtaza Çit, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle alevlenme dönemi dışında hastaya tanı konulmasının güç olmasından dolayı hastalar rahatsızlıklarını anlamlandırmak ve doğru tedaviye ulaşmak için doktor doktor gezebiliyor. Lupus hastalığı tanısı konulmasında en etkili yöntem, otoimmün testlerdir. Yüzde kızarıklıklar, eklemlerde sıvı birikmesi, akciğer, kalp gibi organlarda sıvı toplanması gibi ciddi semptomlar ortaya çıktığında hastaya yapılan testlerle tanı konulabiliyor. Düzenli olarak normal kan testlerini yapmak şart. Testlerde otoimmün panel dediğimiz antinükleer antikor (ANA) pozitifliği değeri görünce büyük oranda ‘lupus hastasıdır’ denilebiliyor. Bunların yanında da anti-dsDNA, antifosfolipid antikorlar da pozitif olabiliyor.”

Ömür boyu takip ve tedavi gerektiriyor

Lupus hastalığının erkeklere oranla kadınlarda 9 kat fazla görüldüğünü açıklayan Uzm. Dr. Murtaza Çit, lupus hastalığının vücutta yarattığı doku hasarına bağlı olarak ölümcül sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Öte yandan lupus hastalarına bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar verildiği için hastaların enfeksiyonlara açık olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Murtaza Çit, enfeksiyon sebebiyle de hastanın hayatını kaybetme ihtimalinin olabileceğini vurguladı. 

Lupus hastalığının tedavisi hakkında açıklama yapan Uzm. Dr. Murtaza Çit, sözlerini şöyle tamamladı: “Lupus semptomlarına göre tedavi edilebilen bir hastalık. Hastalığın alevlenme döneminde, bağışıklık sisteminin ortaya çıkardığı etkileri baskılamak için yüksek doz kortizol tedavisi kullanılıyor. Kortizol yetersiz kaldığında immün sistemi baskılayıcı tedavilere geçilebiliyor. İmmün sistemi düzenleyerek hastalığın seyrini düzeltmek amaçlanıyor. Bu tedavilerin dozu, hastalığın alevlendiği dönemlerde artırılabilirken, hastalığın sakinlediği dönemlerde dozu düşürülerek uzun süre bu şekilde devam edilmesi bekleniyor. Hastanın ömür boyu takibinin ve tedavisinin devam ettirilmesi gerekiyor.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/lupus-hastaligi-dedir-uzmanindan-onemli-bilgiler-6535.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/lupus-hastaligi-dedir-uzmanindan-onemli-bilgiler-6535.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/lupus-hastaligi-dedir-uzmanindan-onemli-bilgiler-6535-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/lupus-hastaligi-dedir-uzmanindan-onemli-bilgiler-6535.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/lupus-hastaligi-dedir-uzmanindan-onemli-bilgiler/19897/</link>
			<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 16:03:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yumurta alerjisi olanlar için hayati tavsiyeler]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gribin nezle ile karıştırılmaması gerektiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ciddiye alınmasında fayda olduğunu belirtti. Doç. Dr. Nuran Katgı, her yıl mutasyona uğrayan influenza virüsünün, özellikle kronik hastalar, yaşlılar, hamileler ve çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğunu belirtti. Gripten korunmanın en etkili yolunun her yıl güncellenen grip aşısı olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, “Aşının koruyuculuk oranı yüzde 70’e kadar çıkabiliyor. Ancak yumurta alerjisi olanlar yaptırmadan önce mutlaka doktoruna danışmalı” ifadelerini kullandı.

EGEMENLİK - Havaların soğumasıyla beraber bulaşıcı hastalıklara da gün doğdu. Özellikle influenza virüslerinin neden olduğu grip, her yıl bu dönemlerde yüzlerce insanı yatak döşek yatırır duruma getiriyor. Hal böyle olunca uzmanlar da gribe karşı dikkat edilmesi gerekenler hakkında vatandaşları uyarıyor. Gribin, kamuoyunda basit bir hastalık olarak görüldüğüne ve de en çok nezle ile karıştırıldığına dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ne olduğunu ve de bu hastalığa karşı nasıl kişinin kendini koruması gerektiğini anlattı. Doç. Dr. Nuran Katgı, “Grip, influenza virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş, kas ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu enfeksiyonudur. Nezle ise daha hafif seyirli virüslerle oluşur. Nezlede burun akıntısı ve boğaz ağrısı ön plandayken, gripte ani başlayan ateş ve kırgınlık dikkat çeker” dedi. 

Her yıl aşı mutlaka yenilenmeli

Grip aşısı, vücudu influenza virüsünün yüzey proteinlerine karşı antikor üretmeye yönlendirdiğini ve böylece kişinin virüsle karşılaştığında bağışıklık sisteminin hızlı yanıt verebildiğini aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, “Grip aşısı olan kişilerde hastalık ya hiç gelişmez ya da hafif seyreder” açıklamasını yaptı. Grip aşısının her yıl yenilenmesiyle ilgili de açıklama yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, “Grip virüsü sürekli genetik değişim geçirir; bu sürece ‘antijenik drift’ denir. Küçük mutasyonlar virüsün yüzey yapısını değiştirir, önceki yıl oluşan bağışıklık yeni suşlara tam koruma sağlayamaz. Bu nedenle her yıl güncellenmiş aşılar uygulanır” dedi. Öte yandan özellikle grip aşısı olması gereken gruplara dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, “65 yaş üstü bireyler, kronik hastalığı olanlar, hamileler, sağlık çalışanları ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler öncelikli gruplardır. Özellikle akciğer hastalığı olan bireyler (KOAH, astım vb.) fazla risk altındadır. Çünkü bu hastalarda solunum kapasitesi sınırlıdır. Grip, bronşlarda iltihap ve daralmaya yol açarak solunumu zorlaştırır ve zatürre riskini artırır” diye konuştu. Öte yandan hamileler ve emziren annelerin grip aşısından çekinmemesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, “Hamileler ve emziren anneler için de grip aşısı güvenlidir. Özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde yapılması önerilir. Anne ve bebeği hem gripten hem de komplikasyonlardan korur. Ayrıca 6 ayın üzerindeki tüm çocuklara da yıllık grip aşısı önerilir. İlk kez aşılanacak 6 ay–8 yaş arası çocuklara iki doz arayla uygulanır” mesajını verdi. Kanser hastaları, immün yetmezliği olanlar ve kronik hastalar için aşı güvenliği konusuna da ayrıca değinen Doç. Dr. Nuran Katgı, “İnaktive (ölü) grip aşıları güvenlidir. Bu gruplarda canlı virüs içermediği için enfeksiyon riski oluşturmaz, ancak bağışıklık yanıtı daha zayıf olabilir” diye konuştu. 

Şiddetli yumurta alerjisi olanlar dikkat

Grip aşısının koruyuculuk oranı ve yan etkileri hakkında merak edilenleri yanıtlayan Doç. Dr. Nuran Katgı, “Koruyuculuk oranı genellikle yüzde 50–70’tir. Bu oran düşük görünse de hastalığın şiddetini, hastaneye yatış ve ölüm riskini önemli ölçüde azaltır. Aşının yan etkileri olarak kişide hafif kas ağrısı, enjeksiyon yerinde hassasiyet ve düşük ateş görülebilir. Şiddetli yumurta alerjisi olanlarda dikkatli olunmalıdır” sözlerini kaydetti. 

KOAH ve astım gibi hastalıkları olan kişilerin gribe karşı öncelikle aşı olarak önlem almasında fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Grip, bu hastalıklarda alevlenmelere neden olur. Solunum yolu iltihabı artar, oksijen düşer ve hastane yatışı gerekebilir. Aşılanmayan solunum hastalarında grip bazı komplikasyonlara neden olabilir. Zatürre, solunum yetmezliği ve sepsis gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Grip aşısı doğrudan zatürreye karşı değil, ancak grip sonrası gelişen bakteriyel zatürreyi önlemede etkilidir. Dörtlü aşı ise iki A ve iki B tipi influenza suşuna karşı koruma sağlar. Özellikle riskli gruplarda tercih edilir.”

Bu ay aşınızı yaptırabilirsiniz

Grip aşısı yaptırmak için en uygun dönemin Ekim ve Kasım ayları olduğunu aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, “Aşı yaptırdıktan sonra bağışıklık 2 hafta içinde gelişir, grip sezonu öncesinde koruma başlar. Aşı sayesinde vücutta oluşan koruyuculuk 6–12 ay sürer. Grip aşısıyla birlikte aynı dönemde COVID ve zatürre aşıları da farklı vücut bölgelerine yapılmak koşuluyla aynı gün uygulanabilir. Etkileşimleri yoktur. Aile hekimliklerinde grip aşısı risk grubundakilere ücretsiz yapılır. Diğer kişiler eczanelerden reçete ile temin edebilir” bilgisini paylaştı. Grip aşısı konusunda toplumda bazı mitlerin olduğuna da dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, ‘Güçlü bağışıklığa sahip olanların aşıya ihtiyacı yok’ ve ‘Her yıl aşı olunca bağışıklık tembelleşiyor’ gibi söylemlere şu cevabı verdi: “Bu yaklaşımlar yanlıştır. Güçlü bağışıklık sistemi bile yeni suşlara karşı savunmasız olabilir; aşı özgül koruma sağlar. Aşılar bağışıklığı tembelleştirmez, aksine doğal enfeksiyon yaşamadan koruyucu bellek oluşturur. Vitamin takviyeleri genel bağışıklığı destekler ama gribe özgül koruma sağlamaz. Etkili yöntem grip aşısıdır. Grip, basit bir soğuk algınlığı değildir; ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Aşı güvenlidir, her yıl milyonlarca kişiye uygulanır.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yumurta-alerjisi-olanlar-icin-hayati-tavsiyeler-1664.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yumurta-alerjisi-olanlar-icin-hayati-tavsiyeler-1664.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yumurta-alerjisi-olanlar-icin-hayati-tavsiyeler-1664-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yumurta-alerjisi-olanlar-icin-hayati-tavsiyeler-1664.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/yumurta-alerjisi-olanlar-icin-hayati-tavsiyeler/19886/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 16:54:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yıllardır atak geçiriyordum, artık korkmadan yaşıyorum]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sivas’ta yaşayan 28 yaşındaki Reyhan Yiğitsoy, 4 yıl önce geçirdiği bir rahatsızlık sonucu trigeminal nevralji tanısı aldı. Söz konusu hastalıkla yıllarca ilaç ve çeşitli tedavi yöntemleriyle mücadele eden Reyhan Yiğitsoy, ablasının yaptığı araştırma sonucu soluğu Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’un yanında aldı. Hastalıktan kurtulmak için tek şansının ameliyat olduğunu bilen Reyhan Yiğitsoy, Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’un yaptığı başarılı operasyon sonucu sağlığına kavuştu. Reyhan Yiğitsoy, “Şu an çok iyiyim korkusuzca yaşamak çok güzel bir şey” dedi.

EGEMENLİK - Sivas’ta yaşayan 28 yaşındaki Reyhan Yiğitsoy’un, 2021 yılında yaşadığı sağlık sorunuyla hayatı değişti. Bir sabah uyandığında yüzünün sol tarafında ani bir çekme hissi ile uyandığını aktaran Reyhan Yiğitsoy, “Görünürde bir şey yoktu ancak felç geçirdiğim endişesiyle hemen bir nöroloji polikliniğine başvurdum. Orada yapılan tetkikler sonucu da trigeminal nevralji tanısı aldım” dedi. Reyhan Yiğitsoy, “Çeşitli ilaç tedavileri uygulandı. Ancak buna rağmen ağrılarımın şiddeti arttı. İki kez radyofrekans yapıldı ama fayda sağlamadı. İlaç tedavilerine sürekli eklemeler, çıkarmalar oldu. Kullandığım ilaçlardan ve şiddetli atak geçirmelerden sonra çenem kitlendi ve artrosentez yaptırmam gerekti. Uzun bir dönem gece plağı kullanmak zorunda kaldım. İlaçlara rağmen ağrılarım geçmeyince bir algoloğa başvurdum. Algolog tek şansımın ameliyat olduğunu ve başka türlü tedavi olamayacağımı söyledi” diyerek, tedavi sürecinde yaşadıklarını paylaştı. Tedavilerinden bir sonuç alamayan ve de hastalığıyla bir şekilde yaşamaya çalışan Reyhan Yiğitsoy, tatil için kız kardeşinin yanına geldiğinde geçirdiği atak tedaviye ulaşmasını sağladı.

Yapay zekadan araştırdılar

Kız kardeşinin yanında geçirdiği atak sonucunda kardeşinin, hastalığına çare bulmak için araştırma yapma ihtiyacı hissettiğini ve bu nedenle ilk iş olarak yapay zekadan faydalandığını aktaran Reyhan Özdemir, “Ben hastalığı kabullendiğim için ekstra bir araştırmaya girmemiştim. Ancak kız kardeşim yapay zeka üzerinden ‘Bu alanda en iyi hekim kimdir?’ diye bir araştırma yaptığında ilk sırada Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’u görmüş. Bunun üzerine Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun ile iletişime geçtik. Ertesi gün de hastaneye geldik. Sonrasında ameliyat için uygun olup olmadığıma bakıldı. Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun ameliyat için uygun olduğumu söyledi. Bir ay sonra da ameliyat oldum” sözlerini kaydetti.

Korkusuzca yaşamak çok güzel bir şey

Hastalığı nedeniyle günde 4-5 kere atak geçirdiğini, çenesinin kitlendiğini ve yemek yerken, duş alırken atak geçirme endişesi yaşadığını paylaşan Reyhan Özdemir, “Şu an çok iyiyim. Korkusuzca yaşamak çok güzel bir şey... Çünkü hastalık nedeniyle günlük hayatımda, sosyal hayatımda tamamen bitmişti. Yemek yemeğe bile korkuyordum. Düzgün bir şekilde uyuyamıyordum. Korkmadan yaşayabilmenin ne demek olduğunu, Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun sayesinde yeniden hatırladım. Kendisine teşekkür ederim” sözlerini kaydetti.

Yüzünüzü yıkarken bile tetiklenebilir

Trigeminal nevralji hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, “Trigeminal nevralji, kafa ve yüz bölgesine uyarı götüren sinirlerden biri olan Trigeminal (5. Sinir) sinirin herhangi bir sebeple etkilenmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Toplumda ‘delirten hastalık’ veya ‘intihar hastalığı’ olarak bilinir. Beyincik damarlarının bu sinire basısı ile ortaya çıkan bu hastalıkta, üst ve alt çene, yanak ve göz bölgesinde ağrı şikayetleri oluşturabilir. Yüz yıkama, diş fırçalama, yemek yeme veya traş olma gibi faaliyetler ağrının tetiklenmesine neden olabilir. Çoğu hasta bu nedenle ilk olarak diş hekimine başvurur” dedi. Trigeminal nevralji hastalığının tedavisinin ilk olarak ilaçla başladığını belirten Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun sözlerini şöyle tamamladı: “Uzun süre ilaç tedavisi fayda sağlayabilir. İlaç tedavisinin işe yaramadığı durumlarda; radyofrekans ile siniri düşük ısıda yakma, Gama Knife Işın, gliserol enjeksiyon ve ⁠cerrahi tedavi seçenekleri de bulunmaktadır. Bu yöntemler içinde cerrahi tedavi ilaç tedavisinden sonra en etkin ve en kalıcı tedavi yöntemidir. Başarı oranı yüzde 90’ların üzerindedir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yillardir-atak-geciriyordum-artik-korkmadan-yasiyorum-9313.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yillardir-atak-geciriyordum-artik-korkmadan-yasiyorum-9313.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yillardir-atak-geciriyordum-artik-korkmadan-yasiyorum-9313-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/yillardir-atak-geciriyordum-artik-korkmadan-yasiyorum-9313.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/yillardir-atak-geciriyordum-artik-korkmadan-yasiyorum/19833/</link>
			<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 12:57:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuk bağışıklığında mucize, takviyelerde değil sofrada]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kışın en büyük sorunlarından biri de hastalıklar... Özellikle grip ve benzeri hastalıklar okula giden çocuklarda sıklıkla görülebiliyor. Bu noktada ebeveynler de çocukların bağışıklığını güçlendirmek ve hastalıklara karşı dirençli olmalarını sağlamak adına çeşitli takviyelere yöneliyorlar. Ancak bu yöntemin çok doğru olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, bağışıklığı güçlendirmek için takviyelerden mucize beklememek gerektiğini sağlıklı, mevsiminde meyve ve sebze tüketimiyle bağışıklığın sofrada güçlendirilebileceğini aktardı.

EGEMENLİK - Kış mevsiminin güzel yanları olduğu kadar, hastalık gibi bir gerçeği de var. Bu nedenle özellikle okul çağında çocuğu olan ebeveynler, çocuklarının hastalıklara karşı daha dirençli olması adına bu mevsimde çeşitli takviyelere yönelebiliyor.  Söz konusu vitamin ve mineral takviyelerinin uzman kontrolü olmadan alınmasının doğru olmadığını dile getiren Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, ebeveynlere uyarılarda bulundu. 

Çocuklarda güçlü bağışıklık için sürdürülebilir yöntemlere başvurulmasında fayda olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, bu konuda en doğru yöntemin sağlıklı beslenmek olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, “Gelir geçer şeylerden mucize beklemek yerine, çocukların mevsim meyve ve sebzelerini tüketmeleri sağlanabilir. Ayrıca Akdeniz diyetine uygun beslenmek bağışıklığa katkı sunabilir. Bunun yanında haftada 3 gün balık tüketiminin de bağışıklığa olumlu etki ettiği biliniyor. Özetle birkaç kez alınmış takviyelerden ve farklı gıdalardan mucize beklemek yerine düzenli ve sağlıklı beslenmek, çocuk sağlığı açısından daha faydalı olacaktır. Tüm bunların yanında çocukların büyüme ve gelişimine fayda sağlayan vitamin ve minerallerin de bir uzman kontrolünde alınması destekleyici olabilir” açıklamasını yaptı. 

Çok sık hastalanıyorsa bir alerji testi yaptırın

Üst solunum yollarından çok sık hastalanan ve de hastalığın iyileşme süresi uzayan çocuklar için bir alerji testi yapılmasında yarar olduğunu aktaran Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, alerji belirtilerinin grip gibi viral enfeksiyon belirtileri ile karıştırılabildiğinden çoğu çocuğa yanlış tedavi uygulanabildiğini ifade etti. Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, “Mesela bir virüsün başlattığı burun tıkanıklığı, alerjisi olmayan bir çocukta 3-5 günde geçebilirken, temelde bir alerjisi olan bir çocukta basit bir üst solunum enfeksiyonu haftalarca sürebilecek burun tıkanıklığına ya da öksürüğe neden olabilir. O nedenle çocuklara, mevsimsel alerjik rinit tanısının konulması sadece o mevsimde yaşam kalitesini yüksek geçirmesini sağlamaz, aynı zamanda bu tanı konulduğu için çocuk kışı daha rahat geçirebilir” ifadelerini kullandı. 

Son olarak çocuklarda grip aşısı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, çocuklarda grip aşısının önerildiğini özellikle de alerjisi olan çocuklara grip aşısını her yıl yaptırılmasının tavsiye edildiğini belirtti.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/cocuk-bagisikliginda-mucize-takviyelerde-degil-sofrada-3659.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/cocuk-bagisikliginda-mucize-takviyelerde-degil-sofrada-3659.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/cocuk-bagisikliginda-mucize-takviyelerde-degil-sofrada-3659-t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/11/cocuk-bagisikliginda-mucize-takviyelerde-degil-sofrada-3659.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/cocuk-bagisikliginda-mucize-takviyelerde-degil-sofrada/19819/</link>
			<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 13:47:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Pembe farkındalık parkeye taşındı]]></title>
			<description><![CDATA[Göztepe Basketbol Takımı, Darüşşafaka Lassa karşılaşması öncesi parkeye farkındalık pankartıyla çıktı. Medicana Sağlık Grubu’nun Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla başlattığı “Bir sonraki durak: Mamografi” kampanyasına destek veren takım, “Mamografini yaptır, kontrollerini ihmal etme” mesajını verdi. Kampanyaya Kanserle Dans Derneği üyeleri de saha kenarından ellerindeki dövizlerle destek oldu. Aynı zamanda maça gelen kadın sporseverlere pembe kurdele dağıtıldı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla kentin dört bir yanında “Bir sonraki durak: Mamografi” kampanyasıyla farkındalık oluşturan Medicana International İzmir Hastanesi, bu kez kampanyayı parkeye taşıdı. İzmir’in simgelerinden Tarihi Bergama Vapuru’nda başlayan kampanya, deniz ulaşımıyla devam etmişti. Söz konusu kampanya, bu kez Medicana’nın sağlık sponsoru olduğu Göztepe’nin katkılarıyla parkede yankı buldu. Karşılaşmayı izlemeye gelen kadınlara meme kanseri farkındalığının simgesi pembe kurdeleleri dağıtan Göztepe Basketbol Takımı, parkeye ellerinde “Mamografini yaptır, kontrollerini ihmal etme” yazılı pankartla çıkarak farkındalık mesajı verdi. 

Farkındalık çalışmasına, Darüşşafaka Lassa sporcuları da destek verdi. Pankartın açıldığı sırada spiker, “Meme kanserinde erken teşhise giden yol, kendi kendine elle muayene, düzenli doktor kontrolü ve mamografiden geçer. Erken teşhis tedavide başarı şansını artırır. Mamografini yaptır, kontrollerini ihmal etme” dedi. Led ekranlardaki mesajlarla da kadın sporseverlere meme kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi hatırlatıldı. 

Kanserle Dans Derneği üyeleri de kendilerine ayrılan courtside alanında hem takıma destek oldu hem de farkındalık mesajlarının yer aldığı dövizlerle meme kanserine dikkat çekti. Parkedeki farkındalık çalışması, sporseverlerin destek alkışlarıyla sona erdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/pembe-farkindalik-parkeye-tasindi-7149.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/pembe-farkindalik-parkeye-tasindi-7149.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/pembe-farkindalik-parkeye-tasindi-7149-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/pembe-farkindalik-parkeye-tasindi-7149.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/pembe-farkindalik-parkeye-tasindi/19786/</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 15:23:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan hastalıklar için ücretsiz test dönemi]]></title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, kimlik bilgisi paylaşımı olmadan ve sosyal güvence aranmadan ücretsiz olarak HIV, Hepatit C, Hepatit B ve sifiliz (frengi) testi yaparak önemli bir sağlık hizmeti sunuyor. Sağlık Bakanlığı iş birliği ile başlatılan çalışma kapsamında, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar hakkında danışmanlık hizmeti de veriliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

EGEMENLİK - Konak Kemeraltı bölgesinde yer alan İzmir Büyükşehir Belediyesi Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi; HIV, Hepatit C, Hepatit B ve sifiliz testlerini ücretsiz olarak yapıyor. Gizlilik esasıyla çalışan merkezde, danışanların kimlik bilgileri alınmıyor ve herhangi bir sosyal güvence de aranmıyor. Parmak ucundan alınan bir damla kan ile yapılan testin sonucu, yaklaşık 20 dakika içinde kişiye bildiriliyor. İlk tanı testi sonucuna göre pozitif şüphesi duyulan hasta, hastanelere yönlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında yürütülen çalışma, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar hakkında danışmanlık hizmetini de kapsıyor. Uzman sağlık personelinin verdiği danışmanlık hizmeti, testi yaptıran kişilerin sorularını yanıtlayarak erken teşhis ve tedavi sürecine destek oluyor. Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi ile ilgili detaylı bilgi ve randevu almak için 0232 294 22 47 numaralı telefon aranabiliyor.



20 dakikada sonuç alınıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi’nde danışman olarak görev yapan Derya Baştürk, “Kendini risk altında gören danışanlar, bu merkeze hiçbir sosyal güvencesi olmadan, kimlik bilgilerini vermeden gelebilir. Burada anonim olarak testlerini yaptırıp enfeksiyonlar hakkında danışmanlık alabilirler. 0232 294 22 47 numaralı telefon üzerinden yine kimlik bilgisi verilmeden randevu alınabiliyor. Randevu saatinde merkeze geldiklerinde 20 dakikada testlerini yaptırıp danışmanlık almış oluyorlar. Merkezimizde, tıpkı hastanelerde de yapıldığı gibi ilk tanı testini yapıyoruz. Pozitif şüphesi duyulan danışanları, hastanelere yönlendiriyoruz. İleri tetkiklerle doğrulama aşaması ve tedavi süreci danışanın seçtiği hastaneler tarafından takip ediliyor” dedi. 

Bilgileri sistemde yer almıyor

Danışanın anonim olması dolayısıyla ilk tanı testi sonuçlarının herhangi bir sağlık sisteminde yer almadığını belirten Baştürk, “Danışanın testi negatif de olsa pozitif de olsa kimlik bilgileri yer almıyor. İlk tanı testi negatif çıkan danışana pozitif olmamak için neler yapılması gerektiğini, korunma yöntemlerini anlatıyoruz. Pozitif şüphesi var ise danışanı hastanelere yönlendiriyoruz ve seçtiği hastanede doğrulaması yapılarak tedavisine başlatılıyor. Kendinden şüphe duyan herkesi HIV, hepatit C, hepatit B ve sifiliz testi yaptırmaya davet ediyoruz” diye konuştu. Göçmenlerin de merkezde test yaptırdığını kaydeden Baştürk, göçmen danışanları bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına yönlendirdiklerini sözlerine ekledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-icin-ucretsiz-test-donemi-9035.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-icin-ucretsiz-test-donemi-9035.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-icin-ucretsiz-test-donemi-9035-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-icin-ucretsiz-test-donemi-9035.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-icin-ucretsiz-test-donemi/19726/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 08:34:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Genç ve sağlıklı bir cilt için altın iğne tedavisi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Özel Sağlık Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Türkan Güray, cilt gençleştirme ve yenileme konusunda popüler olan altın iğne tedavisinin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi. 

Altın iğne tedavisinin ülkemizde de yaygınlaştığını belirten Güray, uygulamanın kırışıklıkları azalttığını ve daha genç bir görünüm sağladığını dile getirdi.

Tedavi hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Türkan Güray, “Altın iğne cilt gençleştirme cilt dokusunun yenilenmesinde ve kırışıklık tedavisinde kullanılan kozmetik bir tedavi şeklidir. İnce kırışıklıkların azaltılmasında akne ve yara izlerinin iyileştirilmesinde, gözenek sıkılaştırmada ve cilt elastikiyetinin artırılmasında önemli bir rol üstlenen bu yöntem, kişiye özel planlamayla güvenli şekilde uygulanır. Bu nedenle tedavi kişiye özel olmalıdır. Doğru tedavinin mutlaka bu alanda deneyimli dermatoloji uzmanı tarafından yapılması gerekir” diye konuştu.

Güray, sözlerine şöyle devam etti: “Bu tedavide altın kaplamalı iğneler yardımıyla derinin üst tabakasına zarar vermeden, derinin alt tabakasına radyo frekans enerjisi gönderiyoruz. Deri altında kontrollü bir hasar yaratıp, kolajen ve elastin sentezini artırmayı hedefliyoruz. Altın iğne tedavisi 4 hafta aralıkla 3-4 seans kadar uygulanıyor. İşlem öncesinde uygulama yapılacak bölgeye anestezik krem sürüp 30-45 dakika kadar bekledikten sonra işlemi yapıyoruz. Uygulama sonrasında, cildin güneş ışınlarına karşı korunması gerekiyor. Yüksek faktörlü bir güneş kremi kullanmak, cildin iyileşme sürecine yardımcı oluyor. Bu yöntemle kısa sürede başarılı sonuçlar alıyoruz.” 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/genc-ve-saglikli-bir-cilt-icin-altin-igne-tedavisi-7197.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/genc-ve-saglikli-bir-cilt-icin-altin-igne-tedavisi-7197.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/genc-ve-saglikli-bir-cilt-icin-altin-igne-tedavisi-7197-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/genc-ve-saglikli-bir-cilt-icin-altin-igne-tedavisi-7197.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/genc-ve-saglikli-bir-cilt-icin-altin-igne-tedavisi/19716/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:38:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sarı nokta, sigara içenlerde 3 kat fazla görülüyor]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Cezmi Akkın, halk arasında sarı nokta hastalığı olarak bilinen makula dejenerasyonunun sigara içenlerde 3-4 kat daha fazla görüldüğünü söyledi. 

Sigara kullanmanın vücudun birçok yerinde olduğu gibi göz sağlığı için de tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Akkın, yüksek tansiyon, dengesiz beslenme ve hareketsiz yaşamın da bu süreci hızlandırdığını vurguladı.

Prof. Dr. Akkın, sigaradan uzak bir hayat, balık ve sebze ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme ve daha aktif bir yaşantının önemli olduğunun altını çizdi. 

HAYAT KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR

Özellikle 55 yaş sonrası oluşan sarı nokta hastalığının, görüş kaybına neden olarak hayat kalitesini düşürdüğünü belirten Prof. Dr. Cezmi Akkın, “Tüm dünyada tıp alanındaki ilerlemeler nedeniyle yaşam süresi uzadı. Yaş uzadıkça sarı nokta hastalığının toplumda görülme oranı da yükseldi. 65 yaş üstünde her 5 kişide bir, 75 yaş üstündeki nüfusun ise yüzde 30’unda herhangi bir düzeyde sarı nokta hastalığı bulguları görülüyor. Sarı nokta hastalığı, gözün arka duvarının iç yüzeyinde, retina tabakasında bulunan ve makula denilen görme merkezinde yaşa bağlı olarak ortaya çıkar. Bu hastalık, odaklandığınız noktada görme kaybı, gölgelenme, çarpık görme gibi belirtiler verir. Yüzleri seçmede, okuma, yazmada zorlanma ve otobüs yazılarını okuyamama gibi birçok olumsuz duruma neden olur. Bağımsız yaşamak zorlaşır; hayat kalitesi düşer. Kişiye mutlaka birinin refakat etmesi gerekir. Hastalar, ileri evrelerde psikolojik ve sosyal anlamda da sıkıntılar yaşar. Bu durum sadece hastayı değil hasta yakınlarını da olumsuz etkiler” diye konuştu.

İLERİ YAŞLA ORTAYA ÇIKIYOR

Hastalığın kuru ve yaş olmak üzere; iki tipi bulunduğu bilgisini veren Akkın sözlerine şöyle devam etti: “Kuru tip daha sık görülmekle birlikte asıl görme kaybı, yaş tipte olur. Yaş tip kuru tipin zamanla ilerlemesinden veya kalıtsal özellikler nedeniyle ortaya çıkar. Kuru tipin tedavisinde bu hastalık için üretilmiş C vitamini, E vitamini, çinko, bakır, omega 3 yağ asitleri, lutein-zeaxantin gibi kombinasyonlar takviye olarak kullanılır. Böylece hastalığın yaş tipe evrilmemesi için önlem alınmış olur. Erken dönemde bu tanı konulursa tedavi başarısı da artmaktadır. 50’li yaşlardan itibaren göz muayenesi yapılan herkes başta retina tomografisi (OKT) olmak üzere görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilmelidir. Böylece ön bulgular saptanabilir. Yaş tipte tedavi göz içi enjeksiyonlarla gerçekleştirilir. Bu ilaçlar günümüzde de sürekli geliştirilmekte ve başarılı sonuçlar vermektedir. Tedaviye uygun hastalarda hem hastalığın ilerlemesi durmakta, hem de görüş kaybı azaltılmaktadır. İlk 3-5 ay süre için her ay bu iğneler yapılır. Daha sonra hastalığın seyrine göre tedavi uzman hekim kontrolünde sürdürülür. Tedavi edilmeyen sarı nokta hastalığı körlüğe varan olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. Tedavi için de özellikle retina alanında deneyimli hekimler tercih edilmelidir.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sari-nokta-sigara-icenlerde-3-kat-fazla-goruluyor-6482.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sari-nokta-sigara-icenlerde-3-kat-fazla-goruluyor-6482.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sari-nokta-sigara-icenlerde-3-kat-fazla-goruluyor-6482-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sari-nokta-sigara-icenlerde-3-kat-fazla-goruluyor-6482.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/sari-nokta-sigara-icenlerde-3-kat-fazla-goruluyor/19700/</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 16:58:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Meme kanserinde şansı kedisi oldu]]></title>
			<description><![CDATA[Her ekim ayı pembe kurdeleyle hatırlanan meme kanseri farkındalığına bu yıl, kedisi ‘Şanslı’ sayesinde hastalığını erken fark edip tedavi olan 51 yaşındaki Cavidan Akkaya, hikâyesiyle ışık tuttu. ‘Şanslı’ sayesinde memesindeki kitleyi erkenden yakalayan Cavidan Akkaya, sağlığına kavuşarak, kadınlara şu mesajı verdi: “İşi şansa bırakmamak gerekiyor. Her kadın düzenli taramalarına ve kontrollerine özen göstermeli.” ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Dünya genelinde her yıl ekim ayında düzenlenen farkındalık kampanyalarıyla, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine karşı dikkat çekiliyor. Bu yıl da meme kanserini Şanslı adlı kedisi sayesinde fark eden ve sağlığına kavuşan 51 yaşındaki Cavidan Akkaya, hikâyesiyle farkındalığa katkı sağladı. İzmir’de yaşayan Cavidan Akkaya, emekli olup rahat bir nefes almayı planladığı dönemde meme kanseri gerçeği ile karşı karşıya kaldı. İlk olarak kedisi Şanlı’daki kanseri fark eden Cavidan Akkaya, kendisini de elle muayene etme ihtiyacı hissetti ve o an bir kitleyle karşılaştı. Kitlenin kanser olup olmadığını öğrenmek için Medicana International İzmir Hastanesi’ne gelen Cavidan Akkaya, yapılan tetkikler sonucunda meme kanseri teşhisi aldı. Gelinen noktada sağlığına kavuşan Cavidan Akkaya, başından geçenleri anlatarak hemcinslerine, mamografi ve elle muayeneyi aksatmamaları uyarısında bulundu.

Emekliliğin tadını çıkarmayı planlıyordum

Emekliliğin tadını çıkarma planları yaparken meme kanseri teşhisi aldığını söyleyen Cavidan Akkaya, “Kedim Şanlı’yı severken karnında bir sertlik fark ettim. Bir hafta kadar sonra kendime yaptığım elle muayene sırasında göğsümde bir sertlik hissettim. Eşime, ‘Göğsümde bir şişlik var’ dedim. Menopozdan kaynaklı bir süt bezesi olduğunu düşündüm. Şanslı’dan sonra bende de olması beni biraz düşündürdü. Buna karşılık göğsümdeki kitleyi elle muayenelerle bir süre takip ettim” diye konuştu. Göğsündeki kitleden çevresindekilere bahseden Cavidan Akkaya, dizinden BT (Bilgisayarlı Tomografi) çekimi yaptırmak için geldiği Medicana International İzmir Hastanesi’nde çalışan arkadaşının ısrarıyla doktor muayenesi oldu ve yapılan tetkiklerin ardından meme kanseri teşhisi aldı. 

İkinci evresindeyken fark edildi

“Bendeki kitleyi, kedimiz Şanslı sayesinde fark ettim. Ondaki kitleyi görmesem doktora gitmeyecektim” diyen Cavidan Akkaya, sözlerine şöyle devam etti: “Kanseri ikinci evresindeyken fark edebildik. Prof. Dr. Varlık Erol, mememdeki tümörü aldı. Sonrasında bir ay kadar iyileşme sürem oldu ve Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Keser’in gözetiminde koruyucu kemoterapi almaya başladım. Tedavinin ardından sağlığıma kavuşacağıma inanıyorum. İşi şansa bırakmamak gerekiyor. Farkındalık önemli ama tedbiri de elden bırakmamak gerekiyor. Rutin olarak her kadın yılda bir kez kontrollerini yaptırmalı. Stressiz yaşamak çok mümkün olmayabilir. Ama en azından kendinizi kontrol ettirerek tedbiri elde tutabilirsiniz.”

Kedisinde görmesi gerçekten şansı olmuş

Meme kanseri vakalarının çoğunda hastalık evresinin ilerlemesi sonucunda teşhis konulabildiğini aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü Uzmanı Uzm. Dr. Murat Keser, “Kendisi fark edip gelen çok az hasta var. Çoğu hasta bambaşka şikayetler üzerine hekime başvurduğunda teşhis alabiliyor. Kanser tanısında yaşanılan gecikmeler nedeniyle tedavi seçenekleri daha da ağırlaşabiliyor, metastaz riski artıyor ve dolayısıyla hekimlerin de işi zorlaşıyor. Cavidan Hanım’ın şansı, kedisiyle birlikte yaşaması ve kedisinde rastladığı kitlenin kendisini uyarmasıydı. Cavidan Hanım kedisinde görmeseydi belki de kontrole hiç gelmeyecekti. Hastadan tümör alındıktan sonra birtakım testler yapılarak kemoterapi sürecine karar verildi. Cavidan Hanım erken evre bir hasta olduğu için kemoterapi dozu daha az oldu. Yaklaşık 4 kürlük bir kemoterapi seansıyla tedaviyi tamamlamayı umuyoruz” şeklinde konuştu.

Bazı hastalarda kemoterapi sürecinin ardından ışın tedavisi uygulanabildiğini ya da hormon ilacı verilebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Murat Keser, “Bu tedavilerdeki temel amaç hastayı kansere karşı korumak. Ameliyat sonrası koruyucu bir tedavi olarak düşünülebilir. Bu tedavi süreçleri teşhis geç konulduğunda daha da uzayabiliyor, metastaz gelişebiliyor, kanser cerrahisinde işlem yapılan alan büyüyebiliyor. Tanı için geç kalındığında hastalar, hem cerrahi hem de tedavi şekillerinde ciddi zorluklarla karşılaşabiliyor, hatta kimi zaman gelişen metastazlar sebebiyle operasyon şansını yitirebiliyorlar” sözlerini kaydetti.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/meme-kanserinde-sansi-kedisi-oldu-131.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/meme-kanserinde-sansi-kedisi-oldu-131.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/meme-kanserinde-sansi-kedisi-oldu-131-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/meme-kanserinde-sansi-kedisi-oldu-131.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/meme-kanserinde-sansi-kedisi-oldu/19698/</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 13:18:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bu alışkanlıklar menopoza davetiye çıkarıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Yaşam süresi uzadıkça menopoz yaşı da daha fazla gündeme gelirken; menopozun geciktirilip geciktirilmeyeceği merak ediliyor. Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Aşkın Doğan, kadınların menopoza girmelerinin sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla geciktirilebileceğine vurgu yaparak, “Menopozdan kaçınmak mümkün olmasa da daha sağlıklı bir yaşam ve toksinlerden uzak durarak menopoza erken girmenin önüne geçilebilir” mesajını verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Menopoz, son yıllarda kadınların yaşam süresinin uzamasıyla beraber daha fazla gündemde yer alıyor. Hal böyle olunca kadınlar da menopoza girişin evrelerini, menopozu nasıl erteleyebileceğini ve bu süreçte ne yapması gerektiğini daha fazla araştırıyor. Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aşkın Doğan, menopozla ilgili merak edilen soruları yanıtladı. 

Kadınların yüzde 80’ini sıcak basıyor

Menopoz öncesi dönemde kadınlarda en sık görülen semptomun sıcak basması olduğunu aktaran Doç. Dr. Aşkın Doğan, “Kadınların yüzde 80’ine kadarında menopoz öncesi dönemde sıcak basmaları ortaya çıkmaktadır. Bu bulgular vazomotor semptomlar olarak da adlandırılır. Genellikle gövdenin üst kısmında başlayan ve yüzde hissedilen bu ataklar 2–4 dakika sürer; ardından terleme ve üşüme ile sonlanır. Anksiyete de eşlik edebilir. Günde 7’den fazla atak yaşayan kadınlarda uyku, konsantrasyon, ruh hali ve cinsel aktivitede bozulma görülebilir” dedi. 

Depresyon riski artabilir

Öte yandan menopoza geçiş dönemindeki kadınlarda, menopoz öncesi dönemlere kıyasla depresyon riskinin belirgin bir şekilde artabileceğini aktaran Doç. Dr. Aşkın Doğan, geçiş döneminde gözlemlenen diğer belirtilere değindi: “Adet düzeninde de değişiklikler olur. Eski adet düzenine göre iki adet arasındaki süre 7 günden fazla olacak şekilde önce sıklaşır, daha sonra uzamaya başlar. Adet kanama miktarında ise kademeli bir azalma görülür. Genellikle yağ kütlesi artar, yağsız kütle azalır ve bel çevresinde yağlanma daha belirgin hale gelir.” 

Menopoz yaşında bir numaralı etken: Aile

Menopoz yaşını etkileyen en önemli faktörlerden birinin genetik yatkınlık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Aşkın Doğan, “Ailede erken menopoz öyküsü varsa risk artar. Ayrıca otoimmün hastalıkları bulunan bireylerde de risk yüksektir. Geçirilmiş yumurtalık cerrahisi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler menopoza geçiş sürecini hızlandırabilir. Öte yandan genç bireylerde erken menopoz riskini değerlendirmek için ailede erken menopoz öyküsü olup olmadığına bakılır. Ayrıca kemoterapi, radyoterapi veya yumurtalık cerrahisi geçiren kişilerde AMH (Anti-Müllerian Hormon) düzeylerinin ölçülmesi fikir verebilir. Buna ek olarak, ultrasonla yumurta sayımı ya da adet döngüsünün 3. gününde bakılan hormon değerleri de bilgi sağlar” dedi.

Menopozu  ertelemek mümkün değil

Menopozu ertelemenin mümkün olup olmadığı konusuna da açıklık getiren Doç. Dr. Aşkın Doğan, sözlerine şöyle devam etti: “Menopozu tamamen ertelemek mümkün olmasa da, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve toksinlerden uzak durmak; örneğin sigara ve alkol kullanmamak erken menopoza girişi geciktirebilir. Sağlıklı beslenme de önemlidir: antioksidan, omega-3, D vitamini, folat ve B12 alımı genel olarak önerilir. Ayrıca stres yönetimi de önemlidir. Çünkü stres, kortizol üretimini artırarak yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir.” 

Semptomları hafifletmekte etkili olabilir

Menopozu ertelemek ya da geciktirmek için uygulanan tedavilerin sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Aşkın Doğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Menopozu geciktirmek tam anlamıyla mümkün olmasa da, erken menopoz durumlarında hormon replasman (yerine koyma) tedavileri uygun hastalarda semptomları hafifletmede etkili olabilir. Özellikle 40 yaş altında, AMH değerleri düşük ve ileride çocuk sahibi olma isteği bulunan hastalarda oosit (yumurta) dondurma işlemi önerilir. Bu işlem menopozu geciktirmese de doğurganlık (fertilite) kapasitesini koruma açısından önemlidir. Uygun hastalarda (meme kanseri öyküsü olmayan, tromboemboli, inme, koroner kalp hastalığı veya aktif karaciğer hastalığı bulunmayan bireylerde) hormon replasman tedavisi semptomatik hastalarda önerilebilir. Kısa vadede sıcak basmaları ve vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltırken, uzun vadede bilişsel fonksiyonlar, kemik sağlığı ve idrar kontrolü üzerine olumlu etkiler sağlayabilir. Deneysel olarak PRP (Platelet Rich Plasma) gibi bazı yöntemler menopozu ertelemeye yönelik olarak araştırılmaktadır. Ancak şu anda bu amaçla bilimsel olarak kanıtlanmış bir yöntem bulunmamaktadır.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/bu-aliskanliklar-menopoza-davetiye-cikariyor-503.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/bu-aliskanliklar-menopoza-davetiye-cikariyor-503.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/bu-aliskanliklar-menopoza-davetiye-cikariyor-503-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/bu-aliskanliklar-menopoza-davetiye-cikariyor-503.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/bu-aliskanliklar-menopoza-davetiye-cikariyor/19673/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 20:25:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda meningokok aşıları önemli]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Özel Sağlık Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Irmak Ünver, çocukluk çağında oldukça hızlı ilerleyip sakatlık, körlük, zeka geriliği, işitme kaybı, uzuv kaybı hatta ölüme sebep olan en önemli hastalıklardan birinin de menenjit olduğuna dikkat çekti.

Beyin ve sinir sistemini saran zarın iltihabına yol açan Menenjit enfeksiyonu hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Ünver, “Çocukluk çağında menenjite neden olan birçok mikroorganizma vardır. Ancak en sık menenjit yapan 3 bakteriden biri Neiseria menengitidis dediğimiz meningokok mikrobudur. Bebekler ve ilk 5 yaştaki çocuklar bağışıklık sistemlerinin gelişmemiş olması ve bakterinin ülkemizde küçük yaş grubunda daha sık görülmesi nedeniyle en önemli risk grubunu oluşturmakla birlikte, ergenlerde ikinci en sık görüldüğü dönemi oluşturur. Bu nedenle çocukluk çağında meningokok hastalığından   korunmada en önemli yöntem aşılamadır. Meningokok hastalığına yol açan tüm serogruplara karşı koruyucu tek bir aşı bulunmamaktadır” diye konuştu.

SOLUNUM YOLU İLE BULAŞIYOR

Hastalığın yayılmasında tek kaynağın insan olduğunu ve solunum yoluyla bulaştığını dile getiren Uzm. Dr. Irmak Ünver, “Meningokok  bakterisi, kişiden kişiye, temas ya da öksürme, hapşırma sırasında ağızdan yayılan hava veya damlacık yoluyla bulaşır Hastalık başlangıçta üşüme, titreme, ateş, halsizlik, burun  akıntısı, kas ağrıları, güçsüzlük, kusma ishal gibi semptomlarla ortaya çıkar. Bu bulgular hastalığa özgü olmadığı için tanısı zor ve yanıltıcıdır, spesifik belirtiler ortaya çıktığında ise tedavi için geç kalınmış olabilir” dedi.
 

AŞILARIN YAN ETKİSİ BULUNMUYOR

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Irmak Ünver Aşılanan kişilerin çoğunda ciddi yan etki ile karşılaşılmadığını söyledi. Dr. Ünver “Aşı sonrası vücut genelinde hastalığa yol açacak düzeyde ciddi yan etki görülmesi beklenmese de, aşı uygulanan bölgede kızarıklık, şişlik ve hassasiyet, yüksek ateş gibi yan etkiler görülebilmektedir. Aşı  çeşitli durumlarda istenmeyen etkilere yol açabilir. Bu durumlarda bazı kişilerde aşının yapılması sakıncalı olabilir.  Daha önce meningokok aşısına alerjik reaksiyon göstermiş olanlar, aşının içinde bulunan herhangi bir maddeye alerjisi olanlara  hekim kontrolü ve onayı olmadan aşı uygulanmamalıdır. Sonuç olarak, meningokok hastalıkları bulaşma durumunda önemli sekel bırakır ve ölüme neden olabilir. Enfeksiyona karşı koruma amaçlı aşılar ülkemizde de mevcuttur ve güvenle kullanılabilir” ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cocuklarda-meningokok-asilari-onemli-5053.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cocuklarda-meningokok-asilari-onemli-5053.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cocuklarda-meningokok-asilari-onemli-5053-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/cocuklarda-meningokok-asilari-onemli-5053.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/cocuklarda-meningokok-asilari-onemli/19654/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 15:18:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Varikosel hastalığında ameliyatsız tedavi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Özel Egepol Hastaneleri Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Emrah Güven, erkek kısırlığının sık görülen sebeplerinden olan Varikosel rahatsızlığının ameliyatsız tedavisinin mümkün olduğunu söyledi. 

Uzm. Dr. Güven, testislerin toplar damarlarında meydan gelen genişleme nedeniyle görülen Varikosel'in özellikle genç erkeklerde sperm kalitesini ve sayısını olumsuz etkilediği ifade etti. 

Hastalığın ağrı şikayeti ile kendini belli ettiğini belirten Dr. Mehmet Emrah Güven, “Varikosel tanısının konulmasında en önemli yöntem doppler ultrasonografidir. Doppler USG klinik muayene tedavide karar vericidir. Varikosel, sol testis toplardamarının pozisyonundan dolayı genellikle sol tarafta oluşur. Varikosel ek taraflı olsa da sperm üretimini bozabilir. Varikosel tanısı konulduğunda sperm sayısında ve hareketlerinde bozulma varsa, testisteki ağrı günlük yaşantıyı etkiliyorsa tedavi uygulanmalıdır” dedi. 

HASTA AYNI GÜN TABURCU OLABİLİYOR 

Varikoselin ilaçlarla tedavi edilebilen bir hastalık olmadığını kaydeden Dr. Mehmet Emrah Güven, girişimsel bir yöntem olan Embolizasyon ile hastanın ameliyat olmadan sağlığına kavuştuğunu dile getirdi.

Bu yöntemin klasik cerrahiye tedaviye göre birtakım avantajlar sunduğunu vurgulayan Dr. Güven şöyle devam etti: “Tedavi alternatifleri açık cerrahi, laparoskopik cerrahi ve embolizasyondur. Üroloji uzmanları sıklıkla cerrahi yöntemle tedavi uygulamaktadır. Embolizasyon işlemi ise son yıllarda gittikçe uygulanma sıklığı artan ve başarılı sonuçlar elde edilen bir yöntemdir. Biz de kliniğimizde embolizasyon işlemini uygulamaktayız. İşlem girişimsel radyologlar tarafından yapılan günübirlik bir işlemdir, gece hastanede kalmak gerekmez. Anjiografi ünitesinde lokal uyuşturma ile ultrason eşliğinde kasık toplar damarından yapılır. İşlemde özel kataterlerle embolize edilecek damara ulaşılır ve embolizasyon için özel tıkayıcı materyaller kullanılarak yapılır. İşlem ortalama 45 dk. 1 saat sürer. İki saat takip sonrası hasta aynı gün normal yaşamına dönebilir. Kasık toplar damarından yapılan işlemde herhangi bir iz kalmaz. İşlem lokal uyuşturma ile yapılır. Genel anestezi gerektirmez. Teknik olarak hem genişlemiş hasta damar hem de buna sebebiyet veren damarda embolizasyon ile dolaşım ortadan kaldırıldığı için çok etkin bir tedavi yöntemidir. Hastanın cildinde herhangi bir kesi yapılmadığından yara yeri ağrısı ve enfeksiyon riski yoktur. Cerrahi yöntem ile kıyaslandığında başarı oranı benzerdir. Tekrarlama riski daha azdır.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/varikosel-hastaliginda-ameliyatsiz-tedavi-5851.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/varikosel-hastaliginda-ameliyatsiz-tedavi-5851.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/varikosel-hastaliginda-ameliyatsiz-tedavi-5851-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/varikosel-hastaliginda-ameliyatsiz-tedavi-5851.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/varikosel-hastaliginda-ameliyatsiz-tedavi/19653/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 15:10:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şekerden kaçarken tencerede yakalanmayın]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hücrelerin yapısını bozarak yaşlanmayı hızlandıran ve kronik hastalıklara zemin hazırlayan glikasyona karşı uyarılarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, glikasyona karşı sadece şeker tüketmemenin yeterli olmadığının, bunun yanında gıdaları pişirirken de dikkatli olunması gerektiğinin altını çizdi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, “Sadece şeker değil, pişirme şekilleri de glikasyon ürünlerini artırır. Özellikle kızartma, ızgara ve yüksek ısıda pişirme, yiyeceklerde glikasyon ürünlerinin birikmesine yol açar” dedi.

EGEMENLİK - Glikasyonun, şeker moleküllerinin proteinlere veya yağlara bağlanmasıyla ortaya çıkan ve uzun vadede dokulara zarar veren kimyasal bir reaksiyon olduğunu aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Mısra Aydın, glikasyonun zararlarına ve dikkat edilmesi gereken noktalara değindi. Glikasyonun vücutta sessizce ilerleyen bir süreç olduğunu belirten Dyt. Mısra Aydın, “Bu süreçte oluşan ileri glikasyon son ürünleri (AGEs), hücrelerin yapısını bozarak yaşlanmayı hızlandırır ve kronik hastalıklara zemin hazırlar” dedi. Ayrıca glikasyonun yaşlanma ve kronik hastalıklara zemin hazırladığını ifade eden Dyt. Mısra Aydın, “Glikasyon ciltte kırışıklık ve elastikiyet kaybı gibi yaşlanma belirtilerine neden olur. Ayrıca kalp damar hastalıkları, diyabet ve Alzheimer gibi kronik hastalıkların gelişiminde önemli bir rol oynar. Yüksek şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi, kandaki şeker seviyesini artırarak glikasyon sürecini hızlandırır. Bu nedenle beslenmemizde şeker miktarını kontrol etmek büyük önem taşır” diye konuştu. 

Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin

Sadece şeker değil, pişirme şekillerinin de glikasyon ürünlerini artırdığını belirten Dyt. Mısra Aydın, “Özellikle kızartma, ızgara ve yüksek ısıda pişirme, yiyeceklerde glikasyon ürünlerinin birikmesine yol açar. Sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. C vitamini, E vitamini, yeşil çay, yaban mersini gibi antioksidan içeren besinler, glikasyonun zararlarını azaltmada etkilidir. Düzenli tüketimleri fayda sağlar. Glikasyonu azaltmak için şeker ve işlenmiş karbonhidrat tüketimini azaltın. Taze sebze, meyve ve tam tahıllara ağırlık verin. Kızartma ve ızgara yerine haşlama, buharda pişirme yöntemlerini tercih edin. Antioksidan açısından zengin besinleri düzenli tüketin. Bol su içmeyi ihmal etmeyin” dedi. 

Glikasyon seviyesini ölçmek mümkün 

Dyt. Mısra Aydın, glikasyonun dolaylı bir göstergesi olarak HbA1c testinin kullanıldığını söyleyerek, bu testin kandaki ortalama glikoz seviyesini gösterdiğini, diyabet takibinde yaygın olarak kullanıldığını kaydetti. “Glikasyon, ciltteki kollajen ve elastin gibi yapısal proteinlerin zarar görmesine neden olur. Bu da erken yaşlanma, kırışıklık ve ciltte sarkma gibi problemlere yol açar” diyen Dyt. Mısra Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Diyet ve yaşam tarzı değişiklikleriyle glikasyonun zararları bir ölçüde azaltılabilir. Ancak ilerlemiş glikasyon ürünlerinin tamamen geri dönüşü zordur, erken önlem almak önemlidir. Sonuç olarak, sağlıklı beslenmek, doğru pişirme yöntemlerini tercih etmek ve şeker tüketimini kontrol altında tutmak, glikasyonun olumsuz etkilerini azaltmada en etkili yollardır. Böylece hem genç kalabilir hem de kronik hastalıklara karşı vücudunuzu koruyabilirsiniz.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sekerden-kacarken-tencerede-yakalanmayin-4339.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sekerden-kacarken-tencerede-yakalanmayin-4339.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sekerden-kacarken-tencerede-yakalanmayin-4339-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/sekerden-kacarken-tencerede-yakalanmayin-4339.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/sekerden-kacarken-tencerede-yakalanmayin/19647/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 11:18:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yumurtalıklarınız sizden yaşlı olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuk sahibi olmak isteyen ya da bu hayalini biraz daha erteleyen kadınlar için yumurtalık yaşı önem taşıyor. Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’den Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, kadınların takvim yaşı ile yumurtalık yaşının aynı olmayabileceğine dikkat çekti. Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, “Bazen 30 yaşındaki bir kadının yumurtalık rezervi 40 yaşındaki bir kadına benzer olabilir ya da tam tersi olabilir” açıklamasında bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Çocuk sahibi olmak isteyen ya da bu düşüncesini ileri yaşlara erteleyen kadınların 30 yaşından sonra özellikle yumurtalık yaşına dikkat etmesi gerektiğini dile getiren Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, “Yumurtalık yaşı, kadının biyolojik doğurganlık süresini anlamak için kritik bir parametredir. Kadının takvim yaşı ile yumurtalık yaşı her zaman aynı değildir. Bazen 30 yaşındaki bir kadının yumurtalık rezervi 40 yaşındaki bir kadına benzer olabilir ya da tam tersi olabilir. Bu yüzden yumurtalık yaşı deyince sadece yaşa bakmak yanıltıcı olabilir” dedi. Yumurtalıkların sağlıklı olup olmadığına ve yumurtalık yaşının kaç olduğuna bakmak için belirli testler yapıldığını aktaran Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, “Yumurtalık yaşının belirlenmesi; doğurganlık potansiyelini belirlemesi, tüp bebek (IVF) başarısına etkisi, üreme planlamasına yön vermesi ve de erken yumurtalık yetmezliği riski açısından uyarıcıdır” dedi. 

30 yaşından sonra mutlaka baktırın

Yumurtalık yaşını doğrudan ölçen bir test olmadığını belirten Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, “Ancak over rezervini gösteren testler sayesinde bu yaş tahmin edilebilir. Bunlar arasında en yaygın olanlar; AMH (Anti-Müllerian Hormon) testi, Antral Folikül Sayımı (AFC), FSH, LH ve Estradiol (E2) testleridir” diye konuştu. Özellikle 30 yaş sonrasında gebelik planlayan kadınların yumurtalık rezervlerini ölçtürmesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. İlkay Nafiye Toplaloğlu, “Yapılan ölçümler sonucu yumurtalıklarda düşük rezerv saptanırsa, yumurta dondurma gibi seçeneklerle gelecekteki gebelik şansı korunabilir” mesajını verdi. 

Planlı hareket edilmeli

Özellikle 30 yaş sonrası kadınlar için düzenli AMH testi, ultrason takipleri ve planlı hareket etmenin fark yaratabileceğini söyleyen Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, “Rutin kontrollerle yumurtalık rezervlerinin ölçülmesi, planlı gebelik veya yumurta dondurma gibi önlemlerin alınmasına fayda sağlayabilir. Sessiz ilerleyen erken over yetmezliğini (Bu durum adet düzensizliğinden önce ortaya çıkıyor) yakalamak mümkün olabilir. Tüp bebek ihtiyacının olup olmayacağını öngörebiliriz. Ayrıca üreme planlamasına yön vermek kolaylaşır. Yani planlı hareket etmek erken uyarı sistemi gibi çalışacaktır” açıklamasını yaptı.

‘Genç gibi’ davranması mümkün olabilir

Yumurtalık rezervini etkileyen pek çok faktör olduğuna vurgu yapan Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, “Yumurtalıklar biyolojik olarak daha ‘genç’ veya ‘yaşlı’ davranabilir. Yumurtalık yaşını etkileyen faktörlerden en önemlisi genetik faktörler. Her kadının doğuştan sahip olduğu yumurta sayısı farklıdır. Bazı kadınlar genetik olarak çok daha fazla yumurtayla doğar ve rezervi uzun yıllar iyi kalır. Diğer faktörler de çevresel faktörler ve yaşam tarzı. Ayrıca endometriozis, çikolata kisti ameliyatı, kemoterapi-radyoterapi, otoimmün hastalıklar gibi durumlar da yumurtalık rezervlerini azaltabilir” ifadelerini kullandı. 

Yumurtalık yaşı doğrudan geri çevrilmiyor

Kadın doğurganlığı alanında en merak edilen konuların başında, yumurtalık yaşını küçültmenin mümkün olup olmadığı sorusunun geldiğini vurgulayan Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kronolojik yaş gibi yumurtalık yaşı da doğrudan ‘geri çevrilemez’ yani yumurtaları gençleştirmek veya yeniden üretmek günümüzde mümkün değil. Ama yumurtalık fonksiyonunu korumak, yaşlanma hızını yavaşlatmak ve bazı durumlarda fonksiyonel olarak yumurtalıkları ‘daha genç gibi’ çalıştırmak mümkün olabilir. Bu sayede rezerv azalma hızı düşebilir, yumurta kalitesi artabilir ve doğurganlık süresi uzayabilir” diye konuştu.

Sağlıklı beslenin sigara içmeyin

Yumurtalık yaşını olumlu yönde etkileyebilecek bazı rutinlerden bahseden Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, “Yaşam tarzı ve beslenme ile yumurtalık fonksiyonunu desteklemek mümkün olabilir. Bunun için sigara gibi kötü alışkanlıklardan vazgeçilmeli. Antioksidan zengini beslenme düzenine geçilmeli. Özellikle C vitamini, E vitamini, koenzim Q10, resveratrol gibi antioksidanlar yumurta hücrelerini oksidatif stresten korumaktadır. Meyve, sebze, zeytinyağı, omega-3 açısından zengin gıdalar tercih edilmeli ve düzenli egzersizler yapılmalıdır. Düzenli uyku ve stres yönetimi de yumurtalık rezervi kalitesinin yükselmesine fayda sağlayabilir. Ancak, yumurtalık yaşını küçültmek mümkün değil. Ancak yaşlanma hızını yavaşlatmak, yumurta kalitesini artırmak ve fonksiyonel olarak yumurtalıkları daha genç gibi çalıştırmak; doğru beslenme, sağlıklı yaşam, doktor kontrolünde destek tedavileri ve gerekirse yumurta dondurma yöntemiyle mümkün kılınabilir” dedi.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/yumurtaliklariniz-sizden-yasli-olabilir-5962.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/yumurtaliklariniz-sizden-yasli-olabilir-5962.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/yumurtaliklariniz-sizden-yasli-olabilir-5962-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/yumurtaliklariniz-sizden-yasli-olabilir-5962.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/yumurtaliklariniz-sizden-yasli-olabilir/19627/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:12:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kontrolü öfkeye bırakmayın, 3 adımda sakinleşin]]></title>
			<description><![CDATA[Öfke, çoğu zaman başkalarının hatalarına ya da dışarıda çeşitli olaylara verilen bir tepki gibi görünse de aslında en çok kendimize zarar veriyor. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, öfkeyi kontrol altına almanın 3 etkili yolunu şöyle özetledi: “Rahatlayın, durumu yeniden değerlendirin, sonrasında tepki üretin.” ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Herkes çeşitli nedenlerden sinirlenip öfkelenebilir. Bu öfkeyi bazen trafikte, bazen iş yerinde ya da okulda bazen de evimizin içinde görmek mümkün olabiliyor. Çeşitli sebepler öfkeyi tetikleyebiliyor. “Öfke, başkalarının hataları için kişinin kendisine verdiği cezadır” diyen Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, öfkenin doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal bir tepki olduğunun altını çizdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz, “Zorlayıcı yaşam koşulları, ekonomik koşulların aileleri zorlaması insanları daha gergin, sıkıntılı, çaresiz, engellenmiş hissettirebilir. Önemli olan bu duygular üzerinde kişinin kontrol sahibi olmasıdır. Öfke, kişinin kendine yönelik, diğerlerine yönelik ya da başına gelenlere yani yaşadığı dünyaya yönelik şekilde ortaya çıkabilir. Bir buzdağı gibi düşünülürse, buzdağının görünen kısmında öfke duygusu vardır. Ama buzdağının denizin altındaki kısmında, üzüntü, merak, yalnızlık, itilmişlik, kaygı, hayal kırıklığı, haksızlığa uğrama, anlaşılamama gibi birçok duygu olabilir. Öfke, altında birçok duyguyu barındırabilir. Engellenmiş hissedildiğinde, utanç duyulduğunda, kişi görmezden gelindiğinde öfke ortaya çıkabilmektedir” sözlerini kaydetti.

Öfkeniz sizi etkisi altına almasın

Öfkenin kişi için ne zaman bir problem haline geldiğini anlatan Klinik Psikolog Burçin Deniz, “Öfkelenildiği zaman kişi kendisini kontrolsüz durumda hissediyor mu? Öfkelenilen durumlarda daha sonradan onaylanmayacak davranışlarda/sözlerde bulunuluyor mu? Bu soruların cevabı evet ise kişi öfkeyi kontrol etmekte zorlanıyor demektir” açıklamasını yaptı. Öte yandan öfkeyle başa çıkarken yapılan yanlışlara da değinen Klinik Psikolog Burçin Deniz, “Öfkeyi yok sayma, başkasına aktarma, saldırganca ortaya koyma, kendine yöneltme, alaycı iğneleyici sözler söyleyerek pasif davranışlarla ortaya koyma vb. şekilde öfkeyle başa çıkmada kullanılan yanlış yollar seanslarda psikologların karşısına sıklıkla çıkmaktadır” dedi.

3 adım yöntemini ile öfkenizi rahatlatın

Klinik Psikolog Burçin Deniz, kişinin öfkenin etkisi altına girdiğini fark ettiği an uygulayabileceği 3 adım yöntemini şöyle açıkladı: “Rahatlayın, durumu yeniden değerlendirin, ardından tepki üretin. İlk adım olarak rahatlamaya çalışın. Kendinize zaman tanıyın. Sizi öfkelendiren durumdan uzak durmak sakinleşmeniz, durumu daha mantıksal ve sakin bir perspektiften değerlendirmeniz için size zaman ve alan sağlar. Herhangi bir açıklama yapmadan ortadan kaybolmayın. Karşınızdakini ‘ezip geçme’ görüntüsü oluşturmak tartıştığınız insan tarafından hoş algılanmayabilir. Karşınızdaki insanla tartışmayı yeniden gündeme getirebileceğiniz ortak bir zaman belirleyin. Kendinize zaman tanıyamadığınız durumlarda 10’dan geriye doğru sayın. Ardından ikinci adım olarak yaşanan durumu yeniden değerlendirin. Öfkeli düşüncelerinizi gözden geçirin. Öfkeli insanlar dünyayı siyah-beyaz görmektedir. Onlar için gri renk yoktur, olaylar ya iyidir ya da kötüdür. ‘Ben haklıyım, sen hatalısın’ gibi düşünceler tamamen yanlış olmayabilir ama bunlar öfkeyi besler. Öfkelenildiğinde akla ilk gelenler, çıkarımcı, yargılayıcı ve fazlasıyla sert düşüncelerdir. İlk başta düşündüklerinizi mercek altına alın. Son olarak tepki verme aşamasına geçilmeli. Karşı tarafla iletişime geçildiğinde mümkün olduğu kadar sakinliği ve otokontrolü korumak gerekli. Ölçülü bir ses tonu kullanın, tahrik edici, agresif, kaba, küçümseme olarak adlandırılabilecek herhangi bir jestten, yüz ifadesinden veya vücut dilinden kaçının.” 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/kontrolu-ofkeye-birakmayin-3-adimda-sakinlesin-3722.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/kontrolu-ofkeye-birakmayin-3-adimda-sakinlesin-3722.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/kontrolu-ofkeye-birakmayin-3-adimda-sakinlesin-3722-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/kontrolu-ofkeye-birakmayin-3-adimda-sakinlesin-3722.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/kontrolu-ofkeye-birakmayin-3-adimda-sakinlesin/19599/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 12:04:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mevsim geçişlerinde gizli tehlike]]></title>
			<description><![CDATA[Mevsim geçişlerinde artan uyku sorunları yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Özellikle sonbahar- kış döneminde gün ışığının azalmasıyla uyku bozukluklarının ortaya çıktığını dile getiren Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, bu durumun depresyon ve anksiyete belirtilerini tetiklediğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Güneşin parladığı, cıvıl cıvıl bir yaz mevsimi geride kaldı. Sonbaharda, güneş ışınlarının azalmasıyla birlikte uyku sorunları da gün yüzüne çıkabiliyor. Gün içinde odaklanmakta zorlanılıyor, enerji düşüklüğü yaşanıyor ve sık sık uyku ihtiyacı doğuyorsa, nedeni uyku bozukluğu olabiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, uyku bozukluklarıyla başa çıkma yöntemlerini ve mevsim geçişlerinden etkilenmemenin yollarını anlattı. 

Melatonin salınım dengesi bozulabilir

Çoğu kişide mevsim geçişi evresinde uykuyla ilgili problemler olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, “Özellikle sonbahar–kış döneminde bu şikâyetler artar. Çünkü sonbaharda gün ışığı süresi kısalır. Biz farkında olmadan daha fazla karanlığa maruz kalırız. Sabahları daha geç saatte gökyüzü aydınlanmaya başlar. Gözümüzü karanlık bir ortama açmak, melatonin salınım dengesini bozar. Melatonin uyku dengesini sağlayan bir hormondur. Uyku biyolojik bir süreçtir ve sirkadiyen ritmimiz hormonlarla düzenlenir. Güneş ışığı sabah uyanıldığında "uyanıklık hormonu" salgılanmasını sağlar. Ancak uykudan kalkıldığında hâlâ karanlık bir ortam varsa, kişinin biyolojik saati gün başlangıcına tam senkronize olamaz. Vücut uyumuş olsa bile kişi dinlenmemiş hissedebilir” diye konuştu.

Uyku iyi alınmadığında tablo daha da ağırlaşabilir

Sonbaharda hava basıncı değişimi, sıcaklık dalgalanmaları ve güneş ışığının azalması sonucu insanlarda serotonin düzeyinin düştüğünü aktaran Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, “Serotoninin düşmesiyle beraber insanlarda enerji kaybı ve yorgunluk oluşabilir. Özellikle bu durum gece uykusunun iyi alınmamasıyla daha da ağırlaşabilir. Gündüz uykulu olma hali, sersemlik ve dikkat dağınıklığı artar. Mevsimsel duygu-durum bozukluğu dediğimiz bir tablo oluşabilir. Özellikle depresyon ve anksiyete bozuklukları gibi ruhsal sorunlarda mevsimsel dalgalanmalar gözlenebilir. Sonbahar ve kış aylarında depresif belirtiler artabilir. İlkbahar döneminde ise özellikle bipolar bozukluğu olan kişilerde manik veya hipomanik dönemler daha sık görülebilir. Bu nedenle mevsimler ruhsal bozuklukları tetikleyebilir. Tabii uyku bozukluklarının sadece psikiyatrik nedenleri yoktur. Uyku apnesi, tiroit fonksiyon bozuklukları gibi durumlar da uykuyu bozabilir. O yüzden tetkiklerle değerlendirme yapmak gerekir” ifadelerini kullandı.

Kısır döngüye neden olabilir

Uykunun çok temel bir ihtiyaç olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, sözlerine şöyle devam etti: “Uyku kötüyse sağlık açısından olumsuz sonuçlar oluşabilir. Uykusuzluğa sıklıkla depresif belirtiler, isteksizlik, keyif alamama, umutsuzluk ve mutsuzluk eşlik edebilir. Bunun yanında anksiyete belirtileri sıklıkla görülebilir. Ayrıca dikkat ve konsantrasyon sorunları çıkabilir. Uykusuz bir gecenin ertesinde kişi kendini, sisli, dalgın ve tahammülsüz hissedebilir. Uykusuzluk arttıkça sinirlilik ve gerginlik de artabilir. Bu süreç zamanla kişinin motivasyonunu düşürür, iş ve okul performansını azaltır. Öğrenme kapasitesi bozulur çünkü yeni öğrenilen bilgilerin işlenmesi uykuda gerçekleşir. Uzun vadede kişinin özgüveni sarsılabilir, sosyal izolasyon ve depresif duygular gelişebilir. Bu bir kısır döngüdür: Düşünceler uykuya engel olur, uyku kaçtıkça düşünceler artar.”

Uyku hijyenine dikkat etmek gerekir

Tüm bu sorunların yaşanmaması adına uyku hijyenine dikkat etmek gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, “İlaç kullanan kişilerde bile uyku hijyeni sağlanmazsa ilacın etkisi sınırlı olur” dedi ve şöyle devam etti: “Her akşam benzer saatlerde yatağa girmek, yatmaya yakın ağır egzersiz yapmamak, saat 18.00’den sonra çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekleri tüketmemek, ılık duş rahatlatıyorsa uyumadan önce almak, ancak uyarıcı etki yapıyorsa bundan kaçınmak, oda sıcaklığını 22 derecenin altında tutmak, uyku kıyafetlerinin rahat, örtülerin hafif olmasını sağlamak, odanın tamamen karanlık olmasına özen göstermek, gece lambası kullanmamak, yatakta uzun süre uykuya geçilemediği durumlarda bir süre kitap okumak, mavi ekran maruziyetini en az 1–2 saat önceden kesmek uyku hijyeni için alınabilecek önlemlerdendir.”

Egzersizi ihmal etmeyin

Dr. Öğr. Üyesi Müge Yaşar, sözlerini şöyle noktaladı: “Akşam ağır yemeklerden kaçınmak gerekir. Sabah gün ışığında egzersiz veya yürüyüş yapmak uyanıklığı artırır. Gün içinde aktif olmak, basit egzersizler veya ev işleriyle hareketli kalmak gece uykusunu kolaylaştırır. Çalışanlar için öğle arasında 10–15 dakikalık yürüyüşler faydalıdır. Öğrenciler akşam geç saatlere kadar ders çalışmak yerine sabah erken çalışmayı tercih etmelidir. Çünkü uyku öncesi yoğun zihinsel aktivite uyumayı zorlaştırır. Gün içinde uyunabilir ancak 20 dakikayı geçmemelidir. Daha uzun uyunduğunda gece uykusunu bozabilir.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/mevsim-gecislerinde-gizli-tehlike-8369.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/mevsim-gecislerinde-gizli-tehlike-8369.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/mevsim-gecislerinde-gizli-tehlike-8369-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/mevsim-gecislerinde-gizli-tehlike-8369.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/mevsim-gecislerinde-gizli-tehlike/19577/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:55:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Geçmeyen öksürüğe dikkat!]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye’de reflü ve mide fıtığı vakalarının görülme sıklığı son yıllarda dikkat çekici biçimde artıyor. Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, bu hastalıkların yalnızca mide yanmasıyla sınırlı olmadığını, kronik öksürük ve ses kısıklığı gibi atipik belirtilerle de ortaya çıkabileceğini açıkladı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Mide fıtığı (hiatal herni) ve gastroözofageal reflü (GERD), yaşam kalitesini en çok etkileyen sindirim sistemi hastalıkları arasında yer alıyor. Görülme sıklığındaki artış, bu hastalıkları toplum sağlığı açısından daha görünür hale getiriyor. Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, reflünün özellikle Batı toplumlarında her 5 kişiden birinde görüldüğünü hatırlatarak, “Türkiye’de erişkinlerde reflü hastalığının prevalansı yüzde 15–20 seviyelerine ulaşıyor. Son 20 yılda obezite ve yaşam tarzı değişiklikleriyle bu oran 2–3 kat artmış durumda. Mide fıtığının ise toplumun yüzde 10–20’sinde saptanmakla birlikte 60 yaşın üzerindeki bireylerde bu oran, yüzde 50’ye kadar yükselebilmektedir” dedi.

En çok gözden kaçan belirtiler

Hastalığın tipik şikâyetlerinin göğüs kemiği arkasında yanma, ağza acı-ekşi su gelmesi ve yutma güçlüğü olduğunu aktaran Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, “Kronik öksürük, ses kısıklığı, boğazda takılma hissi veya diş çürükleri de reflünün işareti olabilir. Bu atipik belirtiler gözden kaçtığında tanı gecikebilir” uyarısında bulundu. Yaşın ilerlemesi, obezite, sigara ve alkol kullanımının en önemli risk faktörleri arasında olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, gebelik, ağır kaldırma ve kronik öksürüğün de mide fıtığı ve reflüyü tetikleyebileceğini ifade etti.

Vakit kaybetmeden endoskopi yapılmalı

Hastaların öyküsünün tanıda çoğu zaman yol gösterici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, endoskopi ve pH ölçümleri gibi ileri testlerin ise gerekli durumlarda devreye girdiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, özellikle yutma güçlüğü, kilo kaybı, kanama ve kansızlık gibi “alarm semptomların” varlığında vakit kaybetmeden endoskopi yapılması gerektiğini vurgulayarak, reflü tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörleri (PPİ) hakkında konuşan bu ilaçların kısa süreli kullanımda güvenli olduğunu ancak uzun vadede riskler taşıdığını aktardı. Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, “B12, magnezyum ve kalsiyum eksiklikleri, osteoporoz, böbrek hastalıkları ve bağırsak enfeksiyonları bu riskler arasında. Ayrıca kalp-damar ve demans ile olası ilişkiler üzerine veriler de gündeme gelmeye başladı” diye konuştu.

Yeni nesil yöntemler umut verici

Cerrahiye alternatif olarak geliştirilen endoskopik yöntemlerin umut verici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, transoral fundoplikasyon (TIF), Stretta ve ARMA gibi uygulamaların daha az invaziv olması ve kısa iyileşme süresiyle öne çıktığını belirtti. Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, “Henüz standart tedavi olarak kabul edilmese de, endoskopik yöntemler seçilmiş hastalarda başarılı sonuçlar verebiliyor. İlerleyen dönemde bu yöntemlerin daha yaygın ve ulaşılabilir hale gelmesi bekleniyor” ifadelerini kullandı. Reflü gibi kronik hastalıkların yönetiminde geleceğin daha az invaziv ve ilaçsız yöntemlerde olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, “Uzun süreli ilaç kullanımının yol açabileceği riskler arttıkça, endoskopik yöntemlerin standart tedavi seçenekleri arasına girmesi ihtimali de güçleniyor” dedi.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/gecmeyen-oksuruge-dikkat-4340.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/gecmeyen-oksuruge-dikkat-4340.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/gecmeyen-oksuruge-dikkat-4340-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/10/gecmeyen-oksuruge-dikkat-4340.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/gecmeyen-oksuruge-dikkat/19559/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 10:32:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzman diyetisyenden beslenme ipuçları]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son yıllarda ketojenik diyet, vejetaryen beslenme ve aralıklı oruç gibi diyetler sağlıklı yaşam trendlerinin merkezinde bulunuyor.  Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seda Uşarer, popüler beslenme yaklaşımlarının meme sağlığı açısından tek başına mucizevi faydalar sunmadığını vurguladı. Dyt. Seda Uşarer, “Tüketilen yağın türü, öğün saatleri, besin çeşitliliği ve vitamin-mineral dengesi gibi faktörler, bu diyetlerin yararını artırabileceği gibi bağışıklık sistemini zayıflatıp kanser riskini de etkileyebiliyor” diye konuştu.

EGEMENLİK - Günümüzde sağlıklı yaşam arayışında olan birçok insan, popüler diyetlere yöneliyor. Ketojenik diyet, vejetaryen beslenme ya da aralıklı oruç gibi yaklaşımlar, kilo verme ve kronik hastalıkların risklerini azaltma gibi iddialarla öne çıkabiliyor. Peki, bu diyetlerin meme sağlığı üzerinde gerçekten etkisi var mı? Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Seda Uşarer, uzun bir süredir kilo vermek isteyenlerin uyguladığı ketojenik diyetin içeriğinin, düşük karbonhidrat, yüksek yağ alımı üzerine kurulu olduğunu belirtti. Dyt. Seda Uşarer, “Ketojenik diyetin amacı, vücudu ‘ketozis’ adı verilen metabolik duruma sokarak yağ yakımını arttırmaktır. Yüksek doymuş yağ tüketimi bazı çalışmalarda meme kanserini arttırıcı faktör olarak göstermektedir. Bazı araştırmalar, ketojenik beslenmenin ileri evre meme kanseri hastalarında metabolik belirteçleri iyileştirdiğini, kan şekeri ve insülin direncini azalttığını ortaya koyuyor. Özellikle doymuş yağ ağırlıklı bir beslenme, bazı çalışmalarda meme kanseri riskini artırıcı bir faktör olarak öne çıkabiliyor. Bu sebeple ketojenik diyette tüketilen yağ türleri oldukça önem taşıyor” dedi. 

Sebze ve meyveler kür halinde tüketilmemeli

Vejetaryen beslenmenin lif, antioksidan ve fitokimyasal açısından zengin bir diyet sunduğunu kaydeden Dyt. Seda Uşarer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Birçok araştırma, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmenin genel olarak kanser riskini azaltabileceğini ortaya koymaktadır. Özellikle yüksek posa alımı, östrojen seviyelerini düzenleyerek meme kanseri riskini azaltabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hiçbir sebze ya da meyveyi her gün düzenli bir şekilde suyunu sıkıp içmek ya da yemek suretiyle kür şeklinde tüketmemektir. Öte yandan iyi planlanmamış bir vejetaryen diyet, B12, demir ve omega-3 eksikliklerine yol açabilir. Bu da bağışıklık sistemini zayıflatarak, hastalıklara karşı direnci olumsuz yönde etkileyebilir.”

Hücre sağlığının korunmasına yardımcı olabilir

“Aralıklı oruç, yemek yeme süresini sınırlayarak vücutta ‘otofaji’ adı verilen hücrelerin hasarlı ya da işlevini yitirmiş bileşenlerini sindirerek yeniden kullanmasını sağlayabilir” diyen Dyt. Seda Uşarer, “Bu mekanizma vücuttaki toksinlerin temizlenmesine ve hücresel sağlığın korunmasına yardımcı olmaktadır. Baz çalışmalar, insülin duyarlılığını artırarak hormonla ilişkili kanser risklerini azaltabileceğini söylemektedir. Ancak düzensiz beslenme davranışlarına yol açabileceği için uzman diyetisyenler eşliğinde dikkatli uygulanmalıdır. Öğün saatlerine dikkat edilmelidir” ifadelerini kullandı. 

Tek başına mucizevi bir koruma sağlamaz

Her beslenme modelinin meme sağlığı açısından farklı etkileri olabildiğini kaydeden Dyt. Seda Uşarer, şöyle konuştu: “Ketojenik diyette yağ türü seçimine dikkat edilmediğinde risk artabilirken, vejetaryen beslenmede posa ve antioksidan zenginliği koruyucu rol oynayabilmektedir. Ancak doğru bir beslenme programı çıkarılmazsa bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilmektedir. Aralıklı oruç ise insülin direncini azaltarak hücresel sağlığa katkı sağlayabilmekle birlikte uzman tarafından takip edilmediğinde beslenme alışkanlığını da bozabilmektedir. Unutulmamalı ki, hiçbir diyet tek başına mucizevi bir koruma sağlamaz. Yanlış uygulandığında ise riskleri artırabilir. Önemli olan; dengeli, çeşitliliği gözeten, kişiye özel ve diyetisyen kontrolünde sürdürülebilir bir beslenme planını uygulamaktır.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/uzman-diyetisyenden-beslenme-ipuclari-8532.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/uzman-diyetisyenden-beslenme-ipuclari-8532.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/uzman-diyetisyenden-beslenme-ipuclari-8532-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/uzman-diyetisyenden-beslenme-ipuclari-8532.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/uzman-diyetisyenden-beslenme-ipuclari/19496/</link>
			<pubDate>Sun, 21 Sep 2025 15:19:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Migrenle karıştırmayın, dişlerinizi gıcırdatıyor olabilirsiniz]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzde çoğu insan stres kaynaklı çeşitli rahatsızlıklarla karşı karşıya kalabiliyor. Söz konusu rahatsızlıklar arasında en yaygın olarak gözlemlenen ise kişilerin geceleri dişlerini gıcırdatması oluyor. Diş sıkma probleminin sessiz ilerlediğini, çoğu kişinin diş muayenesi sırasında yaşadığı sorunu öğrendiğini aktaran Medicana Sağlık Grubu Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. Özlem Özhan Yatar, baş ve boyun bölgesinde diş sıkmadan kaynaklı oluşan ağrının, migrenle karıştırılabildiğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Medicana International İzmir Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Özlem Özhan Yatar, diş sıkmanın migrenin neden olduğu baş ve yüz ağrılarına yol açabileceğini belirterek tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Diş sıkma problemi yaşayan birçok kişinin, yaşadığı durumun farkında olmadığını söyleyen Dt. Özlem Özhan Yatar, hastaların genellikle diş ağrısı şikâyetiyle geldiğini ifade etti. Muayene sırasında diş gıcırdatmanın belirtilerinin net olarak görüldüğünü vurgulayan Dt. Özlem Özhan Yatar, “Hastanın çene kaslarında, eklemlerde, ağız içinde ve hatta dilinde dahi bu durumun izleri görülebiliyor. Özellikle dil ve yanak içindeki izler, dişlerde aşınmalar diş sıkma problemi yaşayanlarda gözlemlenen en belirgin durumlar olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

Baş ve boyun ağrısı migrenle karıştırılıyor

Diş sıkmanın en önemli belirtilerinden birinin sabahları ortaya çıkan baş, boyun ve çene ağrıları olduğuna dikkat çeken Dt. Özlem Özhan Yatar, “Bu ağrı bazen şakaklara, bazen enseye doğru yayılıyor. Çoğu hasta bu durumu migrenle karıştırıyor. Oysa ağrı, diş sıkma ve çiğneme kaslarının zorlanmasından kaynaklanıyor” diye konuştu. Diş sıkmanın, alt ve üst çeneyi birbirine bağlayan masseter kasını etkilediğini belirten Dt. Özlem Özhan Yatar, “Dişleri sıktığınızda masseter kasının boyu kısalır. Bu durum devam ettikçe çene ekleminde yük artar ve eklem pozisyonu bozulur. Böylece ağrı kısır döngü haline gelir” açıklamasını yaptı.

Splint tedavisi ile kas eğitimi

Diş sıkma tedavisinde eklem splintlerinin etkili bir yöntem olduğunu aktaran Dt. Özlem Özhan Yatar, bu araçların gece boyunca kullanıldığını ve ortalama üç ay süren bir tedaviyle kasın yeniden eğitildiğini belirtti. Dt. Özlem Özhan Yatar, şu ifadeleri kullandı: “Bu yöntem bir nevi fizik tedavi gibi. Kasın kısalmış boyunu uzatarak çeneyi doğru pozisyona getirir. Genellikle üç ay gibi bir sürede hastaların ağrı şikayeti kalmaz. Öte yandan bazı hastalar botoksu tercih edebilir. Ancak bu geçici bir çözüm sağlar. Botoks, yalnızca akut dönemde, çok şiddetli ağrılar olduğunda kısa süreli rahatlama için tercih edilmelidir. Kronikleşmiş diş sıkma sorununda botoks, kalıcı tedavi yöntemi değildir. Kalıcı çözüm, splint tedavisidir.”

Hastaya özel hazırlanan splintlerin bakımına da değinen Dt. Özlem Özhan Yatar, plakların ayrı bir fırçayla temizlenmesi gerektiğini, bakteri oluşumunu önlemek için özel solüsyonlardan da faydalanılabileceğini dile getirdi.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/migrenle-karistirmayin-dislerinizi-gicirdatiyor-olabilirsiniz-4714.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/migrenle-karistirmayin-dislerinizi-gicirdatiyor-olabilirsiniz-4714.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/migrenle-karistirmayin-dislerinizi-gicirdatiyor-olabilirsiniz-4714-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/migrenle-karistirmayin-dislerinizi-gicirdatiyor-olabilirsiniz-4714.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/migrenle-karistirmayin-dislerinizi-gicirdatiyor-olabilirsiniz/19483/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 10:45:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanser tedavisinde yeni umut]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser tedavisinde son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler, karın zarı (periton) metastazı olan hastalara umut oluyor. Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Koray Topgül, geçmişte tedavisi oldukça zor kabul edilen bu hastalıkta HIPEC ve PIPAC adı verilen modern uygulamalar sayesinde yaşam süresi ve yaşam kalitesinde önemli ilerlemeler sağlandığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Kanser tedavisinde tıbbi gelişmeler hızla ilerlerken, karın zarı (periton) metastazı yaşayan hastalar için yeni yöntemler gündeme geliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Topgül, HIPEC ve PIPAC gibi modern tedavi yaklaşımlarının, uygun hasta gruplarında yaşam süresini ve yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağladığını belirtti. Bu yöntemlerin her hastaya uygulanamayacağını, yalnızca uzman hekimlerin değerlendirmesi ve yetkin merkezlerde yapılması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Koray Topgül, peritonun karın içindeki organları saran ve karın duvarını örten ince bir zar olduğunu hatırlatarak bazı kanserlerde tümör hücrelerinin bu zara tutunabildiğini belirtti. Bu durumun periton metastazı olarak adlandırıldığını ifade eden Prof. Dr. Koray Topgül, “Periton metastazı en sık kolon, mide ve yumurtalık kanserlerinde görülür. Daha nadir olarak apendiks, pankreas, safra yolları ve meme kanserlerinde de karşımıza çıkabilir” dedi.

“Eskiden sağkalım 6 ayı geçmezdi”

Geçmişte periton metastazı gelişen hastalarda yalnızca sistemik kemoterapi ya da palyatif cerrahinin uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Koray Topgül, bu nedenle sağkalımın çoğu zaman 6 ayı geçmediğini vurguladı. Ancak son yıllarda geliştirilen yöntemlerle bu tablonun değiştiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Koray Topgül, HIPEC’in (Hipertermik İntraperitoneal Kemoterapi) cerrahiyle tümörlerin temizlenmesinden sonra karın boşluğuna 42–43 dereceye ısıtılmış kemoterapi ilaçlarının verilmesiyle uygulandığını anlattı. Prof. Dr. Koray Topgül, “Bu yöntemle kemoterapi doğrudan tümörün olduğu bölgeye veriliyor. Isı, kanser hücrelerini daha duyarlı hale getiriyor. Sistemik kemoterapiye göre yan etkisi daha az, etkinliği daha fazladır” dedi. Prof. Dr. Koray Topgül, uygun seçilmiş kolon ve over kanseri hastalarında HIPEC ile 5 yıllık sağkalım oranlarının yüzde 30–40’a kadar çıktığını söyledi.

PIPAC’ın (Basınçlı Aerosol Kemoterapisi) daha yeni bir yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Koray Topgül, laparoskopik yöntemle karın boşluğuna girildiğini ve kemoterapi ilaçlarının sis şeklinde basınçlı olarak püskürtüldüğünü ifade etti. Prof. Dr. Koray Topgül, “Bu yöntem daha az invazivdir, tekrarlanabilir ve ileri evre, cerrahi şansı olmayan hastalarda bile hastalığı kontrol altına almada etkilidir. Ayrıca karın içi sıvı birikiminin önlenmesinde de fayda sağlar” dedi.

“Her hasta için multidisipliner değerlendirme şart”

Başarı oranlarının kanser türüne ve evresine göre değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Koray Topgül, over kanserinde yaşam süresini anlamlı şekilde uzatan, mide kanserinde yaşam kalitesini artıran sonuçlar elde edildiğini aktardı. Prof. Dr. Koray Topgül, “Bu tedaviler mutlaka deneyimli merkezlerde, multidisipliner ekipler tarafından uygulanmalıdır” ifadelerini kaydederek, periton metastazı için artık umut verici seçenekler bulunduğunu sözlerine ekledi.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kanser-tedavisinde-yeni-umut-8393.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kanser-tedavisinde-yeni-umut-8393.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kanser-tedavisinde-yeni-umut-8393-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kanser-tedavisinde-yeni-umut-8393.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-umut/19450/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 13:59:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diyetisyenden çocuklar için beslenme tavsiyesi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Yeni eğitim-öğretim yılı başlamasıyla birlikte, aileler çocuklarının okul başarısını artırmak için neler yapabileceklerini araştırmaya başladı. Diyetisyen Nihan Aykırı Varlık, çocukların dikkat süreleri ve enerjilerinin yalnızca ders çalışma alışkanlıklarıyla değil, beslenme düzenleriyle de yakından bağlantılı olduğunu belirterek “Doğru bir beslenme düzeni, başarılı bir eğitim konusunda çok etkili yere sahip” dedi.

Diyetisyen Nihan Aykırı Varlık, araştırmaların, kahvaltı yapan çocukların dikkat sürelerinin ve problem çözme becerilerinin belirgin şekilde daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, ailelere çocuklarının beslenme düzenleriyle ilgili uyarılarda bulundu. Dengeli bir kahvaltı için yumurta, peynir, süt, kefir, ceviz, tam buğday ekmeği, zeytin, taze meyve ve sebze gibi doğal besinlerin tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Varlık, “Okullarda verilen yemekler çoğu zaman karbonhidrat ağırlıklı olabiliyor. Ailelerin öğle menüsünü takip ederek akşam yemeklerini buna göre planlaması faydalıdır. Örneğin öğle yemeğinde makarna ve sebze yemeği varsa, akşam menüsünde protein ve taze sebze ağırlığı olmalıdır. Böylece çocukların hem büyüme ve gelişme ihtiyaçları hem de gün boyu enerji dengeleri korunmuş olur” dedi.

Beslenme çantasında neler olmalı?

Diyetisyen Nihan Aykırı Varlık, beslenme çantası hazırlarken çeşitlilik ve dengenin ön plana çıkarılması gerektiğini belirterek, beslenme çantasına çocuğun ilgisini çekecek ama aynı zamanda besleyici öğeler konulması gerektiğini söyledi. Varlık, “Tam buğday ekmeğiyle hazırlanmış peynirli veya tavuklu sandviçler, tam buğday lavaş ile yapılmış sebzeli veya tavuklu dürümler, haşlanmış yumurta veya mini köfteler, mevsim meyveleri, süt, yoğurt veya kefir, yaşa uygun miktarda ceviz, badem, fındık ile evde hazırlanmış sebzeli kekler, yulaf barlar, az şekerli kurabiyeler beslenme çantalarında tercih edilebilir” dedi.

Nihan Aykırı Varlık, özellikle bazı vitamin ve mineral eksikliklerinin çocukların öğrenme ve dikkat becerilerini doğrudan etkilediğini söyleyerek, “Omega-3 yağ asitleri beyin gelişimi ve odaklanma kritik rol oynuyor. D vitamini hem bağışıklık sistemi hem de psikoloji için faydalıdır. B12 vitamini ise sinir sistemi ve hafıza üzerinde olumlu etkilere sahip. Bu konularda hassas olunmalı” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/diyetisyenden-cocuklar-icin-beslenme-tavsiyesi-5613.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/diyetisyenden-cocuklar-icin-beslenme-tavsiyesi-5613.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/diyetisyenden-cocuklar-icin-beslenme-tavsiyesi-5613-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/diyetisyenden-cocuklar-icin-beslenme-tavsiyesi-5613.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/diyetisyenden-cocuklar-icin-beslenme-tavsiyesi/19426/</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 11:19:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Horlamak hastalık habercisi olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Sabahları yorgun kalkmak, gün boyu uyuklamak veya horlamanın aslında göründüğü kadar masum sorunlar olmadığını ifade eden Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, bu problemlerin altında yatan ciddi sağlık sorunlarına işaret etti. Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, uykusuzluğun ardında ciddi solunum ve metabolizma hastalıklarının yatabileceğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EGEMENLİK - Horlama, uykuda nefes kesilmesi, güç içinde aşırı uyuklama ve sabahları yorgun uyanma gibi şikayetleri olanlar için Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Merda Erdemir Işık, dikkat çeken uyarılarda bulundu. Söz konusu şikayetlerin sanıldığı kadar masum olmadığını ve bu belirtilerin aslında uyku apnesi başta olmak üzere KOAH ve astım gibi hayati hastalıkların ilk sinyali olabileceğini aktaran Dr. Merda Erdemir Işık, KOAH hastalarının nefes darlığı nedeniyle sık sık uyandığını, astım hastalarının gece artan nefes darlığı yüzünden uyku kalitesinde ciddi düşüş yaşadığını ve de tiroit bozuklukları, kalp ve böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıklarında da gece uykusunu bölen önemli etkenler olduğunu söyledi.

Uyku testi hayati önem taşıyor

Uyku problemi yaşayanların mutlaka bir uzmana görünmesinde fayda olduğunu aktaran Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, şöyle konuştu: “Özellikle tiroit hastalığı olan kişilerde uyku ile ilgili şikâyetler sık görülür. Uyku düzeni ile ilgili şikâyeti olan kişilerin tiroit fonksiyon testlerine bakılması gerekir. Eğer horlama, uykudan boğularak uyanma, gün içi aşırı uykululuk hali, sabah yorgun uyanma gibi sorunlar varsa, yanınızda olan partneriniz uyurken nefesinizin durduğunu söylüyorsa ve obeziteniz varsa uyku apnesi açısından mutlaka uyku testi yapılması gerekir. Bunun dışında uyku problemi olan hastaların gerektiğinde psikiyatri ve endokrinoloji uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. Gece sık uyanma obstruktif uyku apnesi, KOAH ve astım hastalıklarında sık görülen şikâyetlerdendir. Uyku bozukluğu hipotiroidi, diyabet veya başka bir kronik hastalık belirtisi olabilir. Uyku bozukluğu olan kişilerin bir dahiliye ya da endokrinoloji doktoru muayenesinden geçmesi, rutin hormonal ve biyokimyasal tetkiklerinin görülmesi gerekir.”

Uykusuzluğunuzu takip edin

Uykusuzluğunuzun nedeni hakkında kendinizi iyi gözlemlemeniz gerektiğini ve elde edilen şikayetler sonucunda bir uzmandan destek alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, “Kontrol altında olmayan ileri evre kalp ve böbrek yetmezliği olan kişilerin akciğer ödemi nedeniyle gece düz ya da tek yastıkta yattıklarında nefes darlıkları arttığı için uykusuzluk problemi yaşayabilirler. Gece nefes kesilmesi genellikle astım hastalarında sık görülür. Astım hastalarının gece nefes darlığı şikâyetleri daha yoğun olur. Obstruktif uyku apnesi hastalarında gece boğularak uyanma şikayeti sık görülür. Bunun dışında KOAH, ileri evre kalp yetmezliğinde de gece nefes darlığı şikayetleri görülebilir” ifadelerini kullandı. Söz konusu rahatsızlıkların teşhisi sonucunda uzman kişiler tarafından uygulanan tedavi sonucu şikâyetlerin gerilemesinin mümkün olabildiğini aktaran Uzm. Dr. Merda Erdemir Işık, sözlerini şöyle tamamladı: “Ayrıntılı bir değerlendirme sonrası ilaç tedavisi ile düzelebilecek bir durum tespit edilirse kullanılabilir. Uyku hijyeni dışında uyku problemine sebep olabilecek altta yatan hastalık açısından bir doktor muayenesi ve gerekli tetkiklerin yapılması önerilir. Hastanın durumuna göre doktorun önerdiği sıklıkla kontrollerin yapılması önerilir.” 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/horlamak-hastalik-habercisi-olabilir-3240.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/horlamak-hastalik-habercisi-olabilir-3240.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/horlamak-hastalik-habercisi-olabilir-3240-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/horlamak-hastalik-habercisi-olabilir-3240.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/horlamak-hastalik-habercisi-olabilir/19393/</link>
			<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 12:32:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kırtasiye malzemeleri çocuğunuzun sağlığını riske atmasın]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeni eğitim öğretim döneminde ebeveynler çocuklarının okul ihtiyacı olabilecek kırtasiye malzemeleri için soluğu alışverişte alıyor. Hem çocuğunun ihtiyacını karşılamak hem de kesesine uygun alışveriş yapmak isteyen velileri, Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur uyardı. Uzm. Dr. Özge Yendur, “Uluslararası onayı bulunmayan, kalite kontrolsüz ve sırf daha ucuz olduğu için tercih edilen ürünler kesinlikle alınmamalı. Kırtasiye ürünlerinin markasına, üretim standartlarına ve güvenlik belgelerine mutlaka dikkat edilmeli fiyat en son kriter olmalı” mesajını verdi.

EGEMENLİK - Yeni eğitim öğretim döneminin başlamasıyla birlikte, öğrenci ve velileri de okul hazırlığı telaşı sarıyor. Çantası, defteri, kitabı, kalemi derken liste uzayıp gidiyor. Hal böyle olunca veliler de alışverişe öncelikli ihtiyaca, sonrasında da ihtiyaç kaleminin fiyatına bakıyor. Ancak bu rutin içinde gözden kaçan en önemli detay, alınan kırtasiye malzemelerinin çocuk sağlığı açısından güvenilir olup olmadığı oluyor. Tam da bu noktada velilere uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, çocukların en çok kullandığı silgi, kalem gibi plastik kırtasiye ürünlerinde bilinmeyen markaların tercih edilmemesi gerektiğini dile getirdi. Uzm. Dr. Özge Yendur, “Sağlık Bakanlığı tarafından denetimi yapılmış olan kırtasiyelerden alınmasını özellikle öneriyoruz. Kırtasiye malzemelerinin üretimi ve denetlenmesinin yanı sıra Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Conformité Européenné (CE) yani Avrupa’ya uyum damgalarının olup olmasına dikkat etmek gerekiyor. Kırtasiye ürünlerinde barkodlu olanlar tercih edilmeli. Markasız, renkli, kalitesiz olup daha ucuz olan ürünler tercih edilmemeli. Ürünlerin markasına ve standartlara uygun olup olmadığına dikkat edilmeli” dedi.

Suya dayanıklı olmayanlar tercih edilmeli

Kırtasiye malzemesi seçerken TSE ve CE etiketlerinin yanında özelliklerine de dikkat etmek gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Özge Yendur, seçilen ürünün kimyasal içermemesine ve üretiminde toksik madde kullanılmamış olmasına bakılması gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Özge Yendur, şu ifadeleri kullandı: “Özellikle suya dayanıklı olmayanların tercih edilmesini tavsiye ediyoruz. Suya dayanıklı kalem, boya veya mürekkepler genellikle ftalatlar, formaldehit türevleri, ağır metaller veya solvent bazlı kimyasallar içerir. Bu maddeler ürünün silinmemesini, kalıcı olmasını ve suya karşı dirençli olmasını sağlar. Ancak aynı maddeler toksik olabilir ve çocukların cildine temas ettiğinde ya da ağız yoluyla alındığında sağlığı olumsuz etkileyebilir. Çocuk sağlığı açısından önerilen ürünler genellikle suda çözünebilen (water-based) yani su bazlı ürünlerdir. Bunlar kolay silinir, toksik madde içermez ve kazara temas durumunda daha güvenlidir” açıklamasında bulundu.

Yapıştırıcıdan ataca sırayla dikkat edilmesi gerekenler

Kırtasiye alışverişinde dikkat edilmesi gereken diğer konuları da Uzm. Dr. Özge Yendur, şu şekilde özetledi: “Öte yandan ahşap kalemlerin kullanılması ideal. Defter ve kağıtlarda geri dönüşümü ve çevre dostu olanların ve FSC sertifikalı yani ormanların sürdürülebilir bir şekilde yönetildiğini gösteren ürünlerin tercih edilmesi önem taşıyor. Doğal pigmentler veya bitkisel bazlı boyalar gibi çevre dostu seçenekler tercih edilecekler arasında yer alıyor. Yapıştırıcı gibi kırtasiye malzemelerinde ise kimyasal içerikler, toksik olmayan bilinen markalar özellikle çocukların üzerinden kolayca silinebilen temizlenebilen yapıştırıcılar tercih edilmesi önem taşıyor. Bunlarda da yine standartlarının ve barkodunun kontrol edilmesi gerekiyor. Keskin uçlu makaslar yerine yuvarlatılmış uçlu makaslar tercih edilmeli. Bıçaklı makasları kullanmaktan kaçınılmalı. Ataçlar ve raptiyelerin paslanmaz çelik olması gerekiyor. Nikel içermeyen malzemelerin tercih edilmesi önem taşıyor. Aksi halde çocukların derisine temas etmesi durumunda alerjik reaksiyona neden olabilir. Diğer bütün kırtasiye malzemelerinde çocukların sürekli kullandığı bir malzeme olsun veya olmasın yanında durduğu için cilde temas edebilir. Cilt reaksiyonlarına çocukların kullandığı bütün malzemelerde alerjik olmaması, deri kontakt dermatite yol açmayan toksik madde ve alerjen içermeyen ürünler olmasına özen gösterilmesi gerekiyor.”

BPA, hormon etkisi yaratıyor

Özel olarak plastik ürünlerin bazılarında kullanılan Bisphenol A (BPA) adlı gıda koruyucu madde konusunda uyarıda bulunan Uzm. Dr. Özge Yendur, “Bu madde östrojen benzeri de bir madde içeriyor. Bu da plastiklerin içerisinde kullanılıyor. Plastiklerin iç tarafını kaplamak amacıyla gıdayı da muhafaza etmek için kullanılıyor. Bu madde özellikle östrojen benzeri bir hormon etkisi gösterdiği için kısa ve uzun süreli yan etkileri var ve kanserojen maddelerin başında geliyor. Özellikle buna da dikkat edilmesi gerekiyor” dedi. Uzm. Dr. Özge Yendur Sezer, çanta seçiminde de çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10’unu geçmemesi gerektiğini dile getirerek, “Çantanın ağırlığı omuzlara eşit dağılmalı. Yastıklı, iki tarafı ayarlanabilir omuzları kalın askılı çantalar tercih edilmeli. Mümkünse belden 5 cm üzerinde başlaması gerekiyor askıların. Önden de saran bir bant kemer şeklinde olabilir. Sırt pedi olanlar daha fazla konfor sağlıyor. Bölmeli olması ve ağırlığı eşit dağıtması yük bindirmemesi açısından önem taşıyor” uyarısında bulundu.


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kirtasiye-malzemeleri-cocugunuzun-sagligini-riske-atmasin-6746.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kirtasiye-malzemeleri-cocugunuzun-sagligini-riske-atmasin-6746.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kirtasiye-malzemeleri-cocugunuzun-sagligini-riske-atmasin-6746-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/kirtasiye-malzemeleri-cocugunuzun-sagligini-riske-atmasin-6746.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/kirtasiye-malzemeleri-cocugunuzun-sagligini-riske-atmasin/19377/</link>
			<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 09:59:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ameliyata gerek kalmadan yeniden bisiklete binebildi]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Almanya’da yaşayan 56 yaşındaki Ayşegül Pınar’ın 3 yıl evvel geçirdiği bir kaza sonucu eklemlerinde sıvı birikimi meydana geldi. Bu durum zamanla hareket etmesini zorlaştırarak, hayat konforunu olumsuz yönde etkilemeye başladı. Uzun süre Almanya’da tedavi gören Ayşegül Pınar, gelinen noktada kendisine diz protezi ameliyatı önerilince soluğu Türkiye’de aldı. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’a başvuran gördüğü tedaviyle Ayşegül Pınar, bisikletini yeniden sürebilmenin mutluluğunu yaşıyor.

EGEMENLİK - Almanya’da yaşayan 56 yaşındaki Ayşegül Pınar, 3 yıl kadar önce merdivenlerden düştü ve vücudunun önemli noktalarında kırıklar oluştu. Bu olay sonucunda hasar alan bölgelerde zamanla sıvı birikimi meydana geldi. Almanya’daki doktorların kendisine uzun süre rehabilitasyon uyguladığını, bu süreçte ağrılarının geçmediğini ve sürekli kortizon kullandığını söyleyen Ayşegül Pınar, son olarak kendisine diz protezi ameliyatı önerildiğini açıkladı. Ameliyat önerisinin ardından Türkiye’deki ağabeyi ile iletişime geçtiğini aktaran Ayşegül Pınar, ağabeyinin tavsiyesi üzerine ülkesine tedavi olma kararı aldı. Türkiye’de Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’a başvuran Ayşegül Pınar, tedavinin en başından itibaren vücudunda rahatlamalar olduğunu ve artık ameliyata gerek kalmadan hareket edebildiğini söyledi. Sosyal yaşantısının hareketlendiğini aktaran Ayşegül Pınar, “Yeniden bisiklet sürebiliyorum, merdiven çıkabiliyorum, eşimle yürüyüş yapabiliyorum” diyerek mutluluğunu paylaştı.

Düz yolda bile yürüyemiyordum

Merdivenden düşmesi sonrasında Almanya’ya 1.5 yıl kadar tedavi gördüğünü belirten Ayşegül Pınar, “Çok kez kortizon yapıldı. Hiçbir faydasını göremedim. Ayağım çok şişti. Yürüyüş yapamıyordum. Adım atmak istediğimde olduğum yerde kalıyordum. Düz yolda bile yürüyemiyordum. Bisiklete binmek, spor yapmak, hepsi hayal oldu. 8-9 kilo aldım. Evden çıkamıyordum, sürekli uzanmak zorunda kalıyordum. Ağrılarım bir türlü dinmedi. Son çare ameliyat önerdiler. Diz kapağı değişimi… Protez takılacaktı. Ağabeyime söyledim. O da beni Türkiye’ye çağırdı. Geçen sene İzmir Medicana’da tedaviye başladık. İlk olarak dizimde biriken sıvı alındı. Sonra iğne yaptılar. Onun üzerine bir 6 ay sonra yine geldim. Almanya’da direkt ameliyat, diz kapağı değişimi demişlerdi. Ama burada öyle olmadı. Kolajen tedavisi yapıldı. İğneden sonra 2-3 hafta içinde rahat yürümeye başladım. Hatta merdiven çıkmaya başladım. İlk başta bir şey anlamıyorsunuz ama 2-3 ay sonra rahatladığınızı görüyorsunuz” açıklamasını yaptı.

Hayata yeniden döndüm, ameliyattan kurtuldum

Ayşegül Pınar, “1 - 2yılda 8 kilo verdim ve bu son geldiğimde dizimden daha az sıvı alındı. Şu anda daha rahatım. Çok iyiyim. ‘Sağlığınızla bir sayı verin’ derseniz 10 üzerinden 9 diyebilirim. Hayata yeniden döndüm, ameliyattan kurtuldum. Almanya’da bu durumda olan insanların yüzde 70’ine ameliyat öneriliyor ve protez takılıyor. Mesela iğne yapıyorlar, ama sıvı çekme ne bilmiyorlar. Ben ameliyat olan kişilerle aynı rehabilitasyon yerinde tedavi gördüm. Benimle aynı durumda olan insanlara hemen protez yapıyorlar” dedi. Ayşegül Pınar, “Hayat kalitem arttı. Yeniden yürüyebiliyorum, bisiklet sürebiliyorum, merdiven çıkabiliyorum, eşimle yürüyüş yapabiliyorum. Şimdi çok hafif de olsa koşmaya da çalışıyorum” diyerek memnuniyetini dile getirdi.



Ağrı tedavisinde yeni yaklaşım: Nokta atışı enjeksiyonlar

Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, Ayşegül Pınar’a ağrı tedavileri arasından nokta atış enjeksiyon yöntemini uyguladıklarını söyleyerek, “Bu tedavi yönteminde ultrason veya skopi gibi görüntüleme teknikleri kullanılarak doğrudan ağrı ya da iltihap kaynağına ilaç uygulanmasını sağlanır. İlacın tam olarak ihtiyaç duyulan bölgeye yönlendirilmesiyle iyileşme sağlanır” ifadelerini kullandı.

Minimum doz, maksimum etki sağlıyor

Yöntemin yan etkileri azalttığını dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle tamamladı: “İlacın tüm vücuda yayılması yerine sadece hasarlı dokuya verilmesi, minimum dozla maksimum fayda sağlıyor. İşlem sırasında gerçek zamanlı görüntüleme sayesinde sinir, damar ve tendon gibi hassas yapılardan uzak duruluyor. Bu sayede sinir yaralanması, kanama ya da doku hasarı gibi komplikasyonların önüne geçiliyor. Hastalar genellikle işlem sırasında minimum rahatsızlık hissedebiliyor. Ancak birkaç gün içinde rahatlama sağlıyor.”


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/ameliyata-gerek-kalmadan-yeniden-bisiklete-binebildi-1943.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/ameliyata-gerek-kalmadan-yeniden-bisiklete-binebildi-1943.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/ameliyata-gerek-kalmadan-yeniden-bisiklete-binebildi-1943-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/09/ameliyata-gerek-kalmadan-yeniden-bisiklete-binebildi-1943.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/ameliyata-gerek-kalmadan-yeniden-bisiklete-binebildi/19292/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 13:09:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Obeziteye karşı mikro mücadele]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sağlıklı ve fit bir görünüm için spor yapmak ve dengeli beslenmek herkes için kabul görmüş bir formül olsa da uygulama noktasında pek çok kişi yetersiz kalabiliyor. Özellikle spor, kimileri için zaman ve mekân açısından ulaşılmaz olabiliyor. İşte bu noktada devreye mikro egzersizler giriyor. Mikro egzersizler için uygun bir mekân ya da özel bir zaman ayırmaya gerek olmadığını aktaran Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, “Mikro egzersizler küçük görünebilir ama metabolizma, duruş ve eklem sağlığı üzerinde büyük etkiler yaratır” ifadelerini kullandı.

EGEMENLİK - Spor yapmak herkesin hayatına dâhil etmek istediği bir aktivite olsa da bunun için ya yeterli zaman ya da uygun ortam bulunamıyor. Ancak mikro egzersizler bu soruna çare olabiliyor. Mikro egzersizlerin doğru uygulandığında spor yapmak kadar etkili olabileceğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, mikro egzersizler sayesinde kas hafızasının güçlendiğini ve böylece daha hareketli bir yaşama adım atılabileceğini ifade etti. 

Masa başı çalışanlara uygun

Sık yapılan hareketlerin beyin ve kaslar tarafından kaydedilmesi sonucu kas hafızasının oluştuğunu aktaran Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, “Kas hafızası, sık yapılan hareketlerin beyin ve kaslar tarafından kaydedilmesiyle oluşur. Bu sayede yıllar geçse de bisiklete binmek gibi beceriler kolayca geri döner. Mikro egzersizler, vücuda unuttuğu hareketleri tekrar hatırlatır. Uzun süre hareketsiz kalan kaslar bu küçük egzersizlerle yeniden aktifleşir. Sadece 1-2 dakikalık bilinçli bir hareket bile, kasların ve beynin ‘harekete geç’ mesajını almasını sağlar. Özellikle masa başı çalışanlar, egzersize yeni başlayanlar ve obez bireylerde uzun süre hareketsizlik sonrası başlangıç için güvenli ve etkili bir ilk adımdır” sözlerini kaydetti.

Yeniden başlamanın en iyi yolu

Obezite sorunu olan bireylerde mikro egzersizlerin etkili olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, “Obezite sorunu olan bireyler için en uygun başlangıç egzersizleri; otururken, yatarken veya destek alarak yapılabilen basit ve güvenli hareketlerdir. Örneğin sırt üstü yatarken yapılan nefes egzersizi, sandalyede mini çömelme veya otururken kalçayı sıkma gibi hareketler kasları yormadan yeniden çalıştırır. Amaç kasları uyandırmak, eklemleri zorlamadan harekete alışmaktır. Bu küçük egzersizler hem kas hafızasını canlandırır hem de vücudu daha büyük hareketlere hazırlamak için güvenli bir zemin oluşturur” dedi.

Özel bir zaman yaratmanıza gerek yok

Mikro egzersizler için özel bir zaman yaratmaya gerek olmadığının altını çizen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, şu ifadeleri kullandı: “Örneğin sabah yatakta uyanınca dizler bükülü pozisyonda birkaç derin nefes alınıp, bel yatağa bastırılıp bırakılabilir. Bu hareket, karın ve bel kaslarını nazikçe uyandırır. Gün içinde otururken kalçanızı birkaç saniye sıkıp bırakmak ya da ayaklar yerdeyken topuklarınızı yukarı kaldırmak da hem dolaşımı destekler hem kasları harekete geçirir. Hatta kırmızı ışıkta beklerken bile dik durup omuzlar geriye alınarak postür hatırlatması yapılabilir. Küçük ama düzenli bu adımlar, vücudu yeniden harekete hazırlamanın en güvenli yoludur.”

Küçük hareketler büyük etki yaratıyor

Mikro egzersizlerin kolayca yapılabilir olmasının, etkili olmaz izlenimi verebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, mikro egzersizlerle ilgili şunları söyledi: “Kaslar ne kadar aktifse, metabolizma o kadar canlı çalışır; üstelik bu küçük hareketler insülin duyarlılığını bile artırabilir. Duruş bozukluklarında da etkili olan mikro egzersizler, özellikle masa başında zayıflayan kasları güçlendirerek omurga sağlığını destekler. Eklem sağlığı açısından da, hafif ama düzenli hareketler eklem sıvısının dolaşımını artırır, sertliği önler. Bilimsel çalışmalar, gün içine yayılan 2-3 dakikalık egzersiz molalarının hem postüral yorgunluğu azalttığını hem de glikoz ve yağ metabolizmasını olumlu etkilediğini gösteriyor. Ancak mikro egzersizleri herkese önermiyoruz. Yaş, kilo ve eklem problemlerine göre kişiye uygun mikro egzersiz planlanmalıdır. Örneğin diz ya da bel problemi olanlarda yere çömelmeden, daha çok oturarak veya sırtüstü yapılan egzersizler tercih edilir. En doğrusu, vücudunuzu zorlamayan, ama düzenli yaptığınızda sizi iyi hissettiren egzersizleri seçmektir.”

Düzenli yapılmalı

Öte yandan düzenli bir şekilde mikro egzersiz yapan bireylerde gözlemlenen olumlu değişimleri de paylaşan Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, “Duruş bozuklukları düzelir, kaslar dengeye gelir. Boyun, bel, diz gibi bölgelerdeki ağrılar hafifler. Kas hafızası canlanır, vücut hareket etmeyi yeniden öğrenir. Metabolizma hızlanır, ödem ve ağırlık hissi azalır. Zihinsel netlik ve enerji artar. Günlük işler; örneğin merdiven çıkmak, sandalyeden kalkmak kolaylaşır. Genellikle 1–2 hafta içinde fark edilir iyileşmeler başlar. Mikro egzersizler, fiziksel aktiviteye geçişte güvenli ve etkili bir basamaktır” diye konuştu. 


 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/08/obeziteye-karsi-mikro-mucadele-6568.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/08/obeziteye-karsi-mikro-mucadele-6568.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/08/obeziteye-karsi-mikro-mucadele-6568-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.egemenlik.com.tr/images/haberler/2025/08/obeziteye-karsi-mikro-mucadele-6568.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.egemenlik.com.tr/obeziteye-karsi-mikro-mucadele/19186/</link>
			<pubDate>Sun, 24 Aug 2025 11:03:57 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>