EGEMENLİK - Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, kamuoyunda tartışılan Haluk Levent vakasını değerlendirdi.
Sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Okuyan dayanışma gibi toplumsal bir eylemin bireylere emanet edilmesinin halkın çaresizliğinin bir göstergesi olduğunu belirterek Kızılay gibi kurumlara güven duymayan yurttaşların, hiç tanımadıkları tek bir kişiye milyarlarca lira bağışlamasının "kahraman bağımlılığı" olduğunu ve bu durumun birden fazla düzlemde sorgulanması gerektiğini ifade etti.
“Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli” diyen Okuyan, dayanışmanın kurumlardan koparılıp kişilere teslim edilmesinin toplumsal bir çürüme yarattığına dikkat çekti. Haluk Levent’in sistem tarafından "tepetaklak indirilmesinin" ahlaki bir arınma değil, sistemin kendi sınırlarını koruma refleksi olduğunu ifade eden TKP Genel Sekreteri, açıklamasında bireylere odaklanmak yerine ideoloji, program ve kolektif çalışmanın önemine vurgu yaptı. İdeolojinin ve örgütlülüğün zayıf olduğu yerlerde bireylerin her şeyi belirlediğini ve halkın bu "kahramanlara" bağımlı hale geldiğini kaydetti.
Gerçek “kahramanların” ancak toplumsal hareketlerin ürünü olabileceğini belirten Kemal Okuyan “Burada esas olan ‘en ahlaklı kişi’yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır" diyerek açıklamasını sonlandırdı.
Kemal Okuyan'ın açıklamasının tamamı şu şekilde: Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.
Siyaset
Yayınlanma: 13 Temmuz 2026 - 09:46
"Haluk Levent vakası 'kahraman bağımlılığının' yol açtığı bir yıkım"
Siyaset
13 Temmuz 2026 - 09:46
İlginizi Çekebilir









