EN AĞIR İNSANİ DRAMLARDAN BİRİ
Hazırlanan raporda her üç yerleşkede de bölgenin kepçe ve iş makineleri ile kazılarak yaşanılamaz hale getirildiği ifade edilerek yurttaşların bölgeden göçe zorlandığı belirtildi.
Yurttaşlarla yapılan görüşmeler ve alandaki gözlemlerini 31 madde altında toparlayan heyetin hazırladığı raporda “gördüğümüz manzara son yıllarda kentimizde karşılaşılan en ağır insani dramlardan birini yansıtmaktadır. Bölgedeki Romanların tahliyesine dair işlemler ulusal ve evrensel ilkelere aykırı olarak işletilmiştir. Özellikle kamu arazisi üzerinde yaşamakta olan Romanlara dair AİHM, Avrupa Konseyi Sosyal Haklar Komitesi ve BM Ekonomik ve Kültürel Haklar Komitesi kararları bir arada okunduğunda Çeşme Belediyesi’nin müdahalesinin başta ‘Romanların ihtiyaçlarının ve farklı yaşam tarzlarının, hem idari düzenlemeler hem de somut uygulamalar bakımından özellikle dikkate alınması gerektiği ilkesine’, ‘tahliyelerde sağlanması gereken hukuki korumanın, tahliyeye alternatif bir çözüm konusunda taraflara danışma yükümlülüğüne, tahliyelerin insanların evsiz kalması veya insan hakları ihlalleri riskine açık bir konumda bırakılması ile sonuçlanmaması prensibine’ aykırı olduğu açıktır” ifadeleri kullanıldı.
ALTERNATİF ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNULMADI
Yapılan inceleme sonunda hazırlanan raporda bölgede yaşayan Roman yurttaşların özel yaşam, aile yaşamı ve konuta saygı hakkının ihlal edildiği, ayrımcılık yasağına aykırı fiiller işlendiği, aşağılayıcı muamele yasağının çiğnendiği, Romanlara yönelik fiziksel ve sözel şiddet kullanıldığı ifade edilerek, “bu hukuksuz uygulamalar yapılırken yerel yönetim tarafından Romanlara hiçbir alternatif çözüm imkanı önerilmediği, sivil toplumun sürece katılımının sağlanamadığı, temel yaklaşımın Romanların bölgeden uzaklaştırılması üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır” denildi.
ÇOCUKLAR AÇ KALDI
İzmir Barosu heyetinin raporunda müdahale sonrası oluşan tabloya dair dikkat çekici tespitler de yapıldı. Buna göre "alanda yaşayan bebeklerin her türlü temel hijyen koşullarından uzak yaşamak zorunda olduğu, giysilerinin eski ve kirli bulunduğu, altlarının çıplak olduğu, bebeklerin gıda, biberon ve bebek bezi ihtiyacının had safhada olduğu" belirtildi. Heyetin konuştuğu Roman yurttaşlardan birinin bebeğinin tek biberonu olduğunu, bunu da yıkımda kaybettiğini söylemesi dikkat çekti. Raporda, Çeşme Belediyesi'nin yerleşim yerlerini yıkması ve alanı tahrip etmesi sonrası bölgedeki çocukların cam kırıkları ve paslı metal hurdalar üzerinde oynamalarının büyük bir sağlık riski yarattığının da altı çizildi. Heyetin olay yerinde yaptığı incelemede, "alanda bulunan çocukların İzmir Büyükşehir Belediyesi'nce gönderilen yemek aracına koşturdukları gözlemlenmiş, aileleri ile yapılan görüşmede çocukların sabahtan beri aç olduğu bilgisine ulaşılmıştır" denildi.
İZMİR BAROSU ÇEŞME’DE YIKILAN ROMAN YERLEŞİM YERLERİNE İLİŞKİN GÖZLEM ÖN RAPORU
16 Haziran 2020 tarihinde Çeşme’de yaşayan Roman yurttaşlara yönelik çadır yıkma, iş makineleriyle alanı tahrip ve zorla yaşam alanlarını terk ettirme iddiaları hakkında baromuza iletilen yoğun yakınmalar neticesinde yönetim kurulu üyemiz Av. Deman Güler, yönetim kurulu üyemiz Av. Gamze Karaoğlu ve İnsan Hakları Merkezi üyemiz Av. Gizem Metindağ’dan oluşan İzmir Barosu heyeti olay yerinde incelemelerde bulunmuştur.
18 Haziran 2020 Saat 18:30’da İzmir Barosu Merkez bina önünden yola çıkan heyet saat 20:00 sularında Çeşme’ye ulaşmış ve 3 ayrı Roman yerleşkesinde yurttaşlarla görüşme yapmıştır. Ulaşılan ilk alanda var olan çadır ve baraka benzeri yaşam alanlarının tamamının ortadan kaldırıldığı, alanda olay günü yaşayan yüze yakın kişinin buradan ayrılmaya zorlandığı, çadırların kurulu olduğu bölgenin kepçe ve iş makineleri marifeti ile kazılıp üstünde yaşanmaz hale getirildiği, bölgede kalmaya devam eden yaklaşık 30 kişilik grubun çok zor şartlarla altında yaşam mücadelesi verdiği görülmüştür. Alaçatı Macro Market karşısında bulunan ikinci alanda ise yaklaşık 10-15 kişilik bir grubun araçlarıyla beraber sürekli hareket halinde oldukları tespit edilmiştir. Bölgede incelemede bulunan üçüncü alanda ise yaklaşık 30 kişilik kalabalık bir grubun olduğu, bu kişilerin yaşadığı alanın da yine ilki gibi tahrip edildiği, insanların göçe zorlandığı, bölgeyi terk eden yurttaşların ise bir süre sonra tekrar bu alana geldiği öğrenilmiştir. Olay günü müdahalede bulunulan Roman yurttaş sayısının ziyaret edilenlerden çok daha fazla olduğu ancak bunların ilçenin farklı yerlerine dağıldığı öğrenilmiştir. Havanın kararması ve yer tespitinin zorlaşması nedeniyle diğer alanlarda bulunan Roman yurttaşlara ulaşmak mümkün olmamıştır.
Ziyaret edilen üç yaşam alanında görüşme yaptığımız Roman yurttaşlarımızın beyanlarına göre;
1. Çeşme Belediyesi zabıtası uzun bir süredir Romanların bölgeden ayrılmaları için baskı yapmaktadır.
2. Bölgede yaşayan Romanların önemli bir kısmı on yılı aşkın süredir Çeşme’de yerleşik durumdadır.
3. Romanların çok küçük bir kısmı ikametini Çeşme’ye aldırabilmiş, ekserisi ise pahalı kira ücretlerinden dolayı ev kiralayamadıkları ve çadırlara numarataj verilmediği için gerçekte yaşamakta oldukları bu ilçeye mukim olarak kayıt yaptıramamıştır.
4. Romanlara yönelik sistematik bir zorla göçe zorlama kararı olduğu ve bu kararın belli aralıklarla uygulamaya konulduğu, yıllardır burada istenmedikleri dile getirilmektedir.
5. Son dönemde Çeşme Belediyesi’nin yıllardır süren bu durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdiği, yıkımlarla da yetinmeyerek başka gidecek yeri olmayan bu insanları yeni sığındıkları alanlardan da çıkarmaya zorladığı söylenmektedir.
6. İlk alanda karşılaşılan grup üyelerinin özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kendilerine verilen konteyner sözüne rağmen yıkım gerçekleştiren ilçe belediyesine tepkili olduğu görülmüştür. Yurttaşların belediyeler arasındaki fikir ve uygulama farklılıklarından genel itibari ile bilgisi bulunmamaktadır.
7. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin alana su deposu yaptığı ancak bu deponun Çeşme Belediyesi tarafından boşaltıldığı, buradan su almak isteyen kişilerin bidonlarının dahi zabıtalarca tekmelendiği, yurttaşlara şiddet uygulandığı yönünde ciddi ve birbiriyle uyumlu iddialar bulunmaktadır.
8. Bölgeye yapılan müdahale sonrasında yataklar, ev eşyaları ve kişisel eşyalar toz ve toprak içinde kalmıştır. İnsanlar açık ateşte yemek yapmaya çalışmaktadır.
9. Ziyaret edilen ilk alanda ona yakın bebek ve çocuk tespit edilmiştir. Bu çocukların ziyaret anında gelen İBB yemek aracına koşturdukları gözlemlenmiş, aileleri ile yapılan konuşmada çocukların sabahtan beri aç olduğu bilgisine ulaşılmıştır.
10. Alanda yaşayan bebeklerin her türlü temel hijyen koşullarından uzak yaşamak zorunda olduğu, giysilerinin eski ve kirli bulunduğu, altlarının çıplak olduğu görülmüştür. Bebeklerin gıda, biberon ve bebek bezi ihtiyacı had safhadadır. Konuşulan yurttaşlardan biri bebeğinin tek biberonu olduğunu, bunu da yıkımda kaybettiğini söylemiştir.
11. Çocukların bir kısmının okula hiç başlamadığı, okula gidebilenlerin ise korona salgını döneminde bilgisayar destekli derslere ulaşamadığı anlaşılmıştır. Çocukların okula kayıt edilmesi konusunda yetkililer tarafından sorun çıkarılmadığı ancak mevcut koşullardan dolayı yıkanamayan ve temiz çamaşır giyemeyen çocukların okuldaki arkadaşlarınca koktukları gerekçesiyle ayrımcılığa uğradığı söylenmektedir. Bu nedenle çocuklar okula gitmekte isteksiz davranmaktadır.
12. Bebek ve çocukların ayakkabı ve terlikleri yoktur. Belediyenin yıkımı ve alanı tahrip etmesi sonrası bu çocukların bölgedeki cam kırıkları ve paslı metal hurdalar üzerinde oynamaları büyük bir sağlık riski yaratmaktadır. Alanın tahribi öncesinde bölgede bulunan yan yolda bir çocuğun araç tarafından ezildiği ve öldüğü bilgisi annesi tarafından heyetimizle paylaşılmıştır.
13. Alanlarda elektrik yoktur. Şu, kanalizasyon ve sıhhi tuvalet bulunmamaktadır.
14. Bölgede yaşayan Roman yurttaşların herhangi bir kötü hava koşulunda bölgede sınırlı sayıda olup herkesi içine alamayacak pikap tarzı araçlardan başka sığınma alanı olmadığı gözlemlenmiştir.
15. Görüşme yapılan kişiler İzmir Büyükşehir Belediyesince yemek yardımı yapılmazsa yiyeceğe erişimlerinin olmadığını iletmiş, bu yardımın ise günde bir kere geldiğini ve günde tek öğünle beslenmek zorunda kaldıklarını söylemişlerdir.
16. Tüm bu kriz durumuna karşın konuşulan yurttaşların çoğu hayatlarının belediyeden gelecek yemek, kıyafet gibi yardımlarla değil; kendilerinin çalışma hayatına katılabilmeleri, bu şekilde kendi hayatlarını idame edebilecek duruma gelmeleriyle normale döneceğini söylemişlerdir.
17. Görüşülen yurttaşlar yıkım sırasında gelen zabıtaların kendilerine gülmelerinden ve kendileriyle alay etmelerinden duydukları rahatsızlığı dile getirmişlerdir. Bu ayrımcı ve duyarsız tavrın yurttaşları çok rahatsız ettiği anlaşılmaktadır.
18. Bölgede yaşayan Roman yurttaşlar yıkım öncesi kendilerine resmi bir yazı verilmediğini söylemektedirler. Belediye zabıtasının yıkım uygulamasının hukuki dayanağı tespit edilememiştir.
19. Yıkım sırasında alandaki yetkililere sürekli olarak yıkımın nedeni soran kişilere; çevredeki görüntüyü bozuyor oluşları, bölge halkının şikayetlerinin olduğu, ilçe belediye başkanının şahsen istemediği gibi cevaplar verildiği anlaşılmıştır.
20. Son 3 gün içerisinde defalarca yer değiştirmek zorunda kalan / yerinden edilen bir kadın, yaşlı ve yatalak babasıyla bu koşullarda yaşamakta çok zorlandığını heyetimizle paylaşmıştır. Grup içinde özel bakım ihtiyacı olan çifte dezavantajlı insanlar bulunmaktadır.
21. Görüşme yapılan ikinci grubun üyeleri yıllardır yaşadıkları yerden zorla çıkarıldıklarını ancak alternatif bir yerin dahi kendilerine gösterilmediğini ifade edilmişlerdir.
22. Bu gruptaki Romanlar yıllardır Çeşme’de yaşadıklarını, hayatlarını burada kazandıklarını, insanlara hizmet ettiklerini, hırsızlık yapmadıklarını, emeklerinin karşılığını almak istediklerini, bu nedenle Çeşme’de yaşamakta ısrarcı olduklarını belirtmişlerdir. Konuşulan bu kişiler Seferihisar ve Urla gibi alternatif bölgelerde yaşamayı kabul etmemektedirler. Edremit doğumlu, 45 yaşındaki bir kadın Çeşme’ye gelin olarak geldiğini, o zamandan beri yaklaşık 30 yıldır Çeşme’de yaşadığını söylemiş, ailesini burada kurduğunu, eşini burada kaybettiğini, torunlarının burada doğduğunu belirtmiş, hırsızlık yapamayacaklarını, milyarlık yer alamayacaklarını, evsiz ve yurtsuz kaldıklarını heyet ile paylaşmıştır.
23. İkinci grupta yer alan Romanların sepetçi grubundan olduğu, ilk gruptaki hurdacılara nazaran durumlarının nispeten daha iyi olduğu, motorlu araçları bulunduğu gözlenmiştir.
24. İkinci gruptaki insanlar da günlerdir sürekli kovalandıklarını, şehrin sınırına, dağ başlarına kadar gitmelerine rağmen zabıtanın kendilerini burada da rahat bırakmadığını ifade etmişlerdir.
25. Bu alanda yapılan görüşmelerde çevrede yaşayan çok sayıda Roman’ın resmi kayıt olmakta zorlandığı, kayıt taleplerinde sürekli şehir dışı birimlerden evrak temininin istendiği, kişilerin bu evrakları temin edemedikleri, yıllardır Çeşme’de yaşamalarına rağmen oy kullanamadıkları, çocuklarını okullara kayıt ettiremedikleri ifade edilmiştir.
26. Konuşulan grup içerisinde bir kesimin belediyenin iddiasının aksine doğumlarından itibaren Çeşme’de yaşadığı ve burada oy kullandığı tespit edilmiştir.
27. Üçüncü grubun yanına varıldığında 1 polis aracının ve 3 polis memurunun alanda olduğu görülmüştür. Memurlarca tarafımıza, çevreden müzik sesine ilişkin şikayet olduğu, bu sebeple alana geldikleri, zorla gönderme ve çadır yıkma ile ilgili olmadıkları belirtilmiştir. Yapılan görüşmede polis memurlarının önceki vakalarda da yıkıma yalnızca güvenlik nedeniyle iştirak ettikleri anlaşılmıştır.
28. Üçüncü ve son grupla yapılan görüşmede yıkım öncesinde kendilerine İzmir Büyükşehir Belediyesinden “konteyner tesis edileceğinin” söylendiği, bu amaçla herkesin kimlik bilgilerinin alındığı ancak aradan 3 gün geçmeden yıkım için gelindiği, bu durumun Roman yurttaşlara büyük bir hayal kırıklığı yarattığı görülmüştür.
29. Görüşme yapılan üçüncü grupta yaklaşık 15 kişinin çevredeki lüks otellerde temizlik ve mutfak hizmetlerinde çalıştığı, hayatlarını bu şekilde sürdürebildikleri anlaşılmıştır. Bu kişilerin yerlerinden edilmeleri halinde işlerini kaybedecekleri, yaşamları için zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayacakları tespiti yapılmıştır.
30. Grup içerisindeki yaşlı bir erkek şahıs; “yıkımdan sonra 3 gündür toz toprak içerisinde yaşadıklarını, duş alma imkanlarının olmadığını, heyetin gelişinden yaklaşık 1 saat kadar öncesinde kendisinin derme çatma kurduğu bir kabinde taşıma su ile duş alabildiğini, Büyükşehir Belediyesi ve kendilerini ziyaret eden milletvekili de olmasa yiyecek yemeklerinin bile olmadığını, desteğe ihtiyaçlarının olduğunu” iletmiştir.
31. Görüşülen gruplarda kendilerine yönelik haksız müdahalenin vatandaşı oldukları, çocuklarını askere yolladıkları ülkenin resmi kurumlarından gelmesine yönelik tepki yoğun şekilde gözlenmektedir. Bu kızgınlığın diğer dezavantajlı gruplara ve özellikle devletin Suriyeli sığınmacı politikasına yönlendiği tespit edilmiştir.
Çeşme’de olay yerinde incelemede bulunan İzmir Barosu Heyeti olarak gördüğümüz manzara son yıllarda kentimizde karşılaşılan en ağır insani dramlardan birini yansıtmaktadır. Bölgedeki Romanların tahliyesine dair prosedür ulusal ve evrensel ilkelere aykırı olarak işletilmiştir. Özellikle kamu arazisi üzerinde yaşamakta olan Romanlar hakkındaki AİHM, Avrupa Konseyi Sosyal Haklar Komitesi ve BM Ekonomik ve Kültürel Haklar Komitesi kararları bir arada okunduğunda Çeşme Belediyesi’nin müdahalesinin başta “Romanların ihtiyaçlarının ve farklı yaşam tarzlarının, hem idari düzenlemeler hem de somut uygulamalar bakımından özellikle dikkate alınması gerektiği ilkesine”, “tahliyelerde sağlanması gereken hukuki korumanın, tahliyeye alternatif bir çözüm konusunda taraflara danışma yükümlülüğüne” ve “tahliyelerin insanların evsiz kalması veya insan hakları ihlalleri riskine açık bir konumda bırakılması ile sonuçlanmaması prensibine” aykırı olduğu açıktır.
Yapılan incelememiz sonucunda bölgede yaşayan Roman yurttaşların özel yaşam, aile yaşamı ve konuta saygı hakkının ihlal edildiği, ayrımcılık yasağına aykırı fiiller işlendiği, aşağılayıcı muamele yasağının çiğnendiği, Romanlara yönelik fiziksel ve sözel şiddet kullanıldığı, bu hukuksuz uygulamalar yapılırken yerel yönetim tarafından Romanlara hiçbir alternatif çözüm imkanı önerilmediği, sivil toplumun sürece katılımının sağlanamadığı, temel yaklaşımın Romanların bölgeden uzaklaştırılması üzerine inşa edildiği tespit edilmiştir.
Av. Deman Güler - İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi
Av. Gamze Karaoğlu - İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi
Av. Gizem Metindağ - İzmir Barosu İnsan Hakları Merkezi Üyesi









