Ülkemizde uzun bir süredir yaşadığımız kötü ekonominin dayattıgı yüksek enflasyon, gelir dağılımında eşitsizliği derinleştirdi.
Bir ülkede gelir dağılımını belirleyen faktörlere baktığımızda; yüksek enflasyon varsa, dışa açıklık seviyesi yüksekse, ekonomik krizler, işsizlik ve kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin düzeyi yüksekse, ekonomik büyüme hızı kötü ise ve bu etkenlerin yanında bir de hak ve özgürlük, adelet gibi temel kavram ve etkenler de yok sayılmışsa, o ülkede gelir dağılımının, adil dağıldığından bahsetmek mümkün değildir.
Geçtiğimiz yıllarda, özellikle dünyada ve ülkemizde yaşanan pandemi ve debremler gibi olağandışı olaylar, hem ülkeler arasında, hem de toplumsal düzeyde, gelir dağılımda eşitsizlikler daha da belirgin hale gelmiştir.
Ülkemiz'de 2010 yılından itibaren, halkın alım gücü azalırken, hükümete yakın şimarık elitlere yapılan servet transferleriyle eşitsizlik daha da artmıştır.
Bunun sonucunda Türkiye'de eşitsizlik gelir alanından ziyade, servet alanında daha belirgin hale gelmiştir.
Yapılan ölçümlerde üikede yaşayan insanların % 10'nu zengin iken, % 90 fakir ve orta gelirli. Yani ülke zenginliğinin % 90'nı elit dedeğimiz % 10 kesime aittir. Daha doğrusu nüfusun % 90'nı bir avuç yandaş, çıkarcı zengin gurubun değirmenine su taşıyor.
Eşitsizliği ölçen, (Gini) katsayısı endeksine göre, gelir dağılımda Türkiye, Avrupa'nın gelir dağılımda en eşitsiz ülkesidir. (41,9) Son yıllarda servet transferi iktidara yakın elitlere yapılırken, geniş kitlelerin satın alma gücü azalmış ve yoksullaşma artmıştır. Gene yapılan bu araştırmaya göre kadınlar ve çocuklar toplam gelirin yalnızca % 23'ünü alabilmekte ve bu yüzden eşitsizliğin en derin hissedildiği bu kesim olmuştur.
Özetle; Türkiye'de refah azalırken, fakirlik ve yoksulluk artmış, parası olan zenginler lüks hayat sürdürmeye devam etmiş, bu imtiyazlı kesimi koruyan kollayan bir yönetim anlayışın hakim olması ülkede, birçok alanda eşitsizliklerin daha da derinleşmesine sebep olmuştur.
Son yıllarda ülkemizde, fenomen olan varlık fiyatlarında da bir patlamaya tanık olduk. Türkiye'nin varlık fiyatlarındaki artış gayrimenkul, hisse senedi ve işletme gibi varlıklara sahip olma olasılığı daha yüksek olan, zenginlere orantısız bir şekilde fayda sağlamıştır. Bu ultra, zenginlerin her zaman ekonomiye üretken katkılarda bulunmadılar, sadece kendilerini güçlendiren iradeyi arkalarına alarak, devletin kaynaklarını kullanak, emek ve sermaye koymadan servetlerine servet kattılar.
Kesimler arasında oluşan bu dengesiz dağılımda, hükümetin rolü büyük... Servet ve varlık fiyatı patlamasının getirdiği eşitsizlikleri daha da kötüleştirmede önemli bir rol oynamıştır. Hükümet, eşitsizliğin temel nedenlerini ele almak yerine, orantısız bir şekilde zenginlere fayda sağlayacak politikalar izlemiştir. Zor koşullarda hayatını idame ettirmeye çalışan, büyük bir çoğunluğu yok sayarak, emek gelirinden ziyade sermaye kazançlarını destekleyen, mali ve vergi politikaları uyguluyarak, mevcut bir azınlık kesime katkıda bulunulmuştur.
Ülkenin mevcut mali durumu, derin bir krizin ve muazzam bir adaletsizliğin gölgesinde. Zenginliğin daha geniş bir nüfus arasında dağılması yerine, seçkinler arasında birikmesine öncelik tanıyan mevcut model sürdürülebilir değildir.
Türkiye'nin derinleşen toplumsal bölünmelerden kaçınması ve daha adil bir gelecek sağlaması için yeni bir ekonomik paradigmaya ihtiyaç vardır. Kapsayıcı büyümeyi, toplumsal hareketliliği ve sadece zengin bir azınlığın refahı değil, öncelikle tüm vatandaşların refahını iyileştirici tedbirlerin acilen alınmasıdır.



